iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ‘SABRIN SONU ZAFERDİR’

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: ‘SABRIN SONU ZAFERDİR’    Paz Kas. 21, 2010 7:39 am



Allahu Zülcelâl, ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile ALLAH (C.C.)'tan yardım isteyin. Hiç şüphe yok ki ALLAH (C.C.), sabredenlerle beraberdir." (Bakara; 153)
İbni Abbas radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: "Bir gün, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:
— Bana bak yavrucuğum! Sana, ALLAH (C.C.)'tan faydalanmana vesile olacak bir kaç cümle öğreteyim mi? Buyurdu. Ben:

— Tabi, ya Resulellah, deyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
— ALLAH (C.C.)'ı gözet ki, O da seni gözetsin. ALLAH (C.C.)'ı an ki O'nu yanı başında bulasın. Rahatlık ve genişlik günlerinde ALLAH (C.C.)'ı tanı ki O da sıkıntılı günlerinde seni hatırlasın. Bir şey isterken ALLAH (C.C.)'tan iste, yardım dilerken sadece ALLAH (C.C.)'tan dile. Çünkü olacak şeyler hakkında ALLAH (C.C.)'ın kaderi (yazısı) kesinleşmiştir. Eğer bütün insanlar, Allahu Zülcelâl'in senin hakkında takdir etmemiş olduğu bir konuda sana yararlı olmak isteseler, o işi yapamazlar. Buna karşılık; bütün insanlar, ALLAH (C.C.)'ın alnına yazmamış olduğu bir zararı sana ulaştırmak isteseler, bunu başaramazlar. Hoşuna gitmeyen bir olay karşısında sabretmek, senin hakkında çok hayırlıdır. Sabrın sonu zafer, sıkıntının sonu ferahlık ve zorluğun arkası kolaylıktır." (Tirmizi)

Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demiştir:
— Ey insanlar, size söyleyeceğim şu beş şeyi öğrenip tutunuz! Başka bir deyimle; size söyleyeceğim şu iki tane iki ve bir şeyi öğrenip tutunuz:
Hiç biriniz, işlediği günahlardan başka bir şeyden korkmasın.
Hiç biriniz, Rabbinden başka kimseden bir şey ummasın.
Hiç biriniz, bilmediğiniz bir şeyi öğrenmekten utanmasın.
Hiç biriniz, kendisine bilmediği bir şey sorulunca, bilmiyorum demekten utanmasın.
Bilesiniz ki vücutta baş ne ise işler ve olaylar karşısında sabır odur. Başsız kalan vücut nasıl dengesini yitirirse sabırsız olarak ele alınan işler ve olaylar da öyle ters ve karmaşık olur."
Yine, Hz. Ali radıyallahu anh:
— Gerçek âlim ve gerçek mümin kimdir, size söyleyeyim mi? dedi. Dinleyicilerin:
— Buyur ya Emirel Müminin, demeleri üzerine, sözlerine şöyle devam etti:
— Gerçek âlim, insanları ALLAH (C.C.)'ın lütfundan ümitsiz etmeyendir. Gerçek âlim, Hakk'a karşı günah işlemeyi, halka şirin göstermeyendir. Gerçek mümin, kıyamet günü ALLAH (C.C.)'ın kesin hükmü belli olmadıkça, ne ALLAH (C.C.)'a bağlı arifleri cennetlik ve ne de günahkâr asileri cehennemlik ilan etmeyen kimsedir.
En makbul amel
Bu ümmetin en hayırlısı bile, ALLAH (C.C.)'ın azabından asla emin olmamalıdır. Çünkü Allahu Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Bütün bunlardan sonra, ALLAH (C.C.) azabından emin mi olurlar? ALLAH (C.C.) azabından emin olanlar, ancak zarara uğramış topluluklardır." (A'râf; 99)

Buna karşılık, bu ümmetin en kötüsü bile, ALLAH (C.C.)'ın rahmetinden ümitsiz olmamalıdır. Çünkü Allahu Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: "Kâfirlerden başka hiç kimse, ALLAH (C.C.)'ın rahmetinden ümit kesmez." (Yusuf: 87)

Yezidi Rakkaşî rahmetullahi aleyh şöyle demiştir: "Kul kabre girince; kılmış olduğu namazlar sağına, vermiş olduğu sadakalar soluna dikilir. Yapmış olduğu iyilikler onu gölgesi altına alırken, sabır; ona göğüs gererek, diğer koruyucularına: 'Eğer onu koruyabilecekseniz mesele yok, eğer koruyamayacaksanız; çekilip yerlerinizi bana bırakınız da onu azaptan koruyayım,' der."

Bu rivayetler gösteriyor ki sabır amellerin en üstünüdür. Nitekim Allahu Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: "Ancak sabredenlere hesapsız bir şekilde mükâfat ve sevap verilir." (Zümer; 10)

Bela ve musibetlere sabır

Bela ve musibetlere sabretmek, tahammül göstermek de Allahu Zülcelâl'in huzurunda çok makbuldür.

Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurmuştur: "Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mümine musibet nevinden her ne ulaşır ise günahlarına bir kefâret olur. Musibet, beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan bir diken olmuş fark etmez." (Müslim)

Vehb bin Münebbih radıyallahu anh şöyle demiştir: "Havarilerden birinin elindeki kitapta şöyle yazılı idi; 'Eğer önünde bir bela yolu açıldı ise buna sevin. Çünkü Peygamberlerin ve salihlerin yoluna koyuldun demektir. Buna karşılık, eğer önünde bir rahatlık yolu açılmış ise buna ağla. Çünkü Peygamberlerin ve salihlerin yolundan ayrıldın demektir."

Cennete ilk çağrılacak olanlar



Habbab bin Eret radıyallahu anh ise şöyle anlatmıştır:
"(İslam'ın ilk günlerinde) Resulullah sallallahu aleyhi ve selem, Kâbe'nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada, kendisine Kureyş müşriklerinin işkencelerinden şikâyet ederek:


— Ya Resulullah! Bizim için ALLAH (C.C.)'tan zafer dileyemez misin? Bunların zulmünden kurtulmamız için ALLAH (C.C.)'a dua edemez misin? Dedik. Bunun üzerine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

— Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişiler bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı dışarıda bırakılarak) gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başı testereyle kesilerek ikiye bölünürdü de (bu işkence) o mümini dininden döndüremezdi. ALLAH (C.C.)'a yemin ederim ki ALLAH (C.C.), şu İslam dinini muhakkak surette kemale erdirecektir. Öyle bir derecede ki, bir süvari yalnız başına Sana'dan Hadramevt'e kadar selametle gidecek. ALLAH (C.C.)'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak. Yahut koyun sahibi yolcu, sadece koyununa kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz." (Buhari, Ebu Davud)

İbn-i Abbas radıyallahu anhdan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: "Cennete ilk çağırılacak olanlar, her hallerinde Allahu Zülcelal'e hamd edenlerdir." (Suyuti)

Ayrıca mümin, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi kendisine örnek almalı ve onun eziyetlere karşı nasıl sabrettiğine bakmalıdır.

Nitekim bu konuda İbn-i Mes'ud radıyallahu anh şu olayı anlatmıştır: "Bir defasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ebu Cehil ve adamları orada oturuyorlardı. Bir gün önce orada bir deve kesilmişti. Ebu Cehil ve arkadaşları: 'Hanginiz şu deve işkembesini kaldırır ve Muhammed secdeye varınca onu ensesine atıverir.' dedi.

Ebu Cehil'in bu sözleri üzerine, en kötüleri yerinden sıçradı ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem secdeye varınca, devenin işkembesini boynuna atıverdi. Bunun üzerine Ebucehil ve adamları kahkahalarla güldüler.

O sırada ben ayakta duruyor ve olup bitenleri seyrediyordum; (içimden) keşke cesaretim olsaydı da işkembeyi onun üzerinden atabilseydim, dedim.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ise hiç bir şey olmamış gibi, başını kaldırmaksızın secdeye devam ediyordu. Bu sırada, bir adam koşup durumu Hz. Fatıma radıyallahu anhaya bildirdi. Hz. Fatıma, o zaman küçük bir kız olmasına rağmen, hemen geldi ve işkembeyi babasının boynundan atıverdi.

Arkasından, Ebu Cehil ve adamlarına ağır sözlerle çıkıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem namazı bitince, yüksek sesle üç kere: "ALLAH (C.C.)'ım! Kureyşlileri, sana havale ediyorum" dedi.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin böyle söylediğini duyduklarında, korkudan gülüşmeyi kestiler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem devam ederek: "ALLAH (C.C.)'ım! Ebu Cehil'i, Ukbe'yi, Utbe'yi, Şeybe'yi, Velid'i ve Umeyye'yi Sana havale ediyorum" dedi.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi, Hakkı tebliğ etmek için gönderen ALLAH (C.C.)'a yemin ederim ki Hz. Peygamber'in adlarını saydığı bu kimseleri, Bedir Savaşı sırasında, kendi gözlerimle ölüler arasında gördüm." (Buhari, Müslim, Nesai)

Kâfirin zengin olmasına aldanma

İbni Abbas radıyallahu anhdan gelen bir rivayette şöyle geçmektedir: "Peygamberlerden biri, Allahu Zülcelâl'e dedi ki: 'ALLAH (C.C.)'ım, mümin kulun sana itaat ediyor ve günahlardan uzak kalıyor. Böyleyken, dünya nimetlerinden mahrum oluyor ve çeşitli belalara uğruyor. Buna karşılık, sana itaat etmediği halde hep günah işleyen kulun, dünya ayakları altına seriliyor?'

Allahu Zülcelâl vahiy yolu ile bu Peygambere şöyle buyurdu: 'Kullar da belalar da benimdir. Her ikisi de bana hamd ederek, beni noksan sıfatlardan tenzih eder. Mümin arada bir günah işleyince; bu günahına kefaret olsun diye, dünyada onu mahrumiyete düşürür ve başına bela veririm ki huzuruma geldiğinde kendisine iyiliklerin mükâfatını vereyim. Kâfir kötülük işleyince; huzuruma geldiğinde işlediği kötülüklerin cezasını kendisine vermek için belaları üzerinden savar ve dünyalığını bol veririm."

ALLAH (C.C.) niçin sevdiği kuluna bela verir?

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: "Allahu Teala bir kulunu severse ona bela verir." (Taberani)

Bu hadis-i şerifin manası açıktır. Allahu Zülcelâl bir kulunu sevmek isteyince onu dener. Yani, onun sevgiye layık olup olmadığını ortaya çıkarmak için onu çeşitli bela ve musibetlerle imtihan eder.

Allahu Zülcelâl, kulunun samimiyetini ortaya çıkarmak için onu imtihan ettiği şeyler, bela olabileceği gibi nimet de olabilir. Bela imtihanı sabırla; nimet imtihanı ise şükürle kazanılır.

Bu zamanda, insanların büyük bir çoğunluğu bela ve musibete sabretmeye karşı zayıftırlar. Olabilir ki insan bir musibete belaya sabredemez. Onun için belasız ve musibetsiz bir sevgiyi Allahu Zülcelâl'in fazlından isteyelim. O'nun hazineleri çoktur. Kalben ve ruhen isteyen kuluna, mutlaka verir.

İbni Mübarek'in şöyle dediği anlatılır: "Musibet önce birdir, ağlayıp sızlama sonunda iki olur. Şöyle ki birinci musibet başa gelen neyse odur. İkinci musibet ise sabretmeyip ağlama sızlama sonunda, o musibetin neticesi olarak verilecek olan mükâfatın elden gitmesidir. En büyük musibet de bu mükâfatın elden gitmesidir."

Nefsimizi biraz zorlayalım

Hz. Aişe radıyallahu anhadan rivayetle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Ayağa batan dikenden, en ağırına kadar, müminin başına gelen her musibet, mutlaka onun bir günahının silinmesini sağlar." (Buhari, Müslim)

Denilmiştir ki: "Kim ALLAH (C.C.)'a itaatte sabrederse ALLAH (C.C.) ona kıyamet günü, cennette her derecesi yer ile gök arası kadar olan üç yüz derece verir. Kim ki ALLAH (C.C.)'ın haram kıldığı şeyleri işlemekte(n sakınarak) sabrederse ALLAH (C.C.) ona, kıyamet günü her derecesi yedi kat gök ile yedi kat yer arası olan altı yüz derece ihsan eder. Kim ki musibetlere sabrederse ALLAH (C.C.) ona, kıyamet günü her derecesi arş ile yerin altı kadar olan yedi yüz derece ihsan eder."

ALLAH (C.C.)'ın bizden razı olacağı sabrı elde etmek için sevmediğimiz, yapmak istemediğimiz şeyleri, nefsimize tekellüf yapmak (zorlamak) suretiyle sabrı kazanalım.

İnsanın ayağına bir diken dahi batsa yahut hasta olsa eğer buna sabrederse bu musibet günahlarına kefarettir. Fakat insanlar, hele bu zamanda nefislerini çok beslediklerinden dolayı, musibete ve günah işlememeye sabredemiyorlar.

Allahu Zülcelâl bizlere, ibadet ve taat üzere olmak, günahlardan kaçınmak ve musibetlere katlanmak için sabır versin. Ve bu sabırla rızasını kazanmayı nasip etsin, İNŞAALLAH. (Âmin)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
‘SABRIN SONU ZAFERDİR’
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sonu ''on'La biTen keLimeLer!!
» KARŞIYAKA LİSESİ’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ
» BUGÜN ÜZÜLMEK YOK...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: