iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 KULLUĞUMUZ DA İNSANLIĞIMIZ DA İNFAKA BAĞLI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: KULLUĞUMUZ DA İNSANLIĞIMIZ DA İNFAKA BAĞLI   C.tesi Ocak 15, 2011 10:06 pm

Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe iyiliğe ulaşamazsınız’

İnsanın ağlayası geliyor

Dünyanın manzarasına şöyle bir bakıyoruz da ne kadar çelişkilerle dolu…

Haberleri seyrediyoruz, mazlum, geri kalmış bir ülkenin çaresiz insanlarını görüyoruz. Yoksullar ve üstüne üstlük deprem, sel, tusunami gibi bir felakete maruz kalmışlar. Yığınla insan aç, susuz, perişan...

Hasta çocukların yüzüne sineklerin üçü beşi birden konup kalkıyor. Eğitim, sağlık, bayındırlık hizmetleri şöyle dursun, içecek temiz su bile bulamıyorlar.

Öte yandan bir diğer habere bakıyoruz, bilmem hangi kentte lüks otomobil fuarı düzenlenmiş. Teknolojileri son model, tasarımları göz kamaştırıcı, konforları hayal ötesi ve fiyatları da astronomik olan bu otomobillerin de bir hayli müşterisi var. Onların, ne hasta çocuğu kolları arasında can çekişirken hiçbir şey yapamayan annelerin acısından haberi var ne de açlıkla inleyen insanların çaresizliğinden…

Dünyanın bu manzarası yürek kanatıyor. Öyle ki insanın ağlayası geliyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Ülkemizin orta ve doğu kesimlerindeki köylerdeki fakirlikle, batı kesimlerindeki israf, öyle bir tezat teşkil ediyor ki…

Bir doğu ilimizde çocuklar okulda açlıktan bayılıyor, öğretmenin içi sızlıyor. Turistik illerimizdeki otellerde ise bir akşamda kaç porsiyon yemek çöpe gidiyor. İsraf edilen sadece yemekler olsa… Gençlerimiz ziyan oluyor. Üç beş kuruş gelir için dünyanın gündemine hep insan ticaretiyle, fuhuş haberleriyle gelir olduk. Ne utanç verici bir durum…

İnsan nefsine uyuyor

Nasıl bu hale geldik diye, düşünmeden edemiyor insan. İnsan; güya ilahi rehberliğe ihtiyacı olmadığını, kendi akıl ve vicdanı ile doğru yolu bulabileceğini ileri süren mahlûk; hiçbir yaratığın yapmadığını yapıyor. Tabiatta sözde akılsız canlılar tam bir ahenkle birbirlerini tamamlarken, hiçbir düzensizlik, nizamsızlık ve israf görülmezken, insanlık âleminde bir türlü denge sağlanamıyor? Neden?

Çünkü insan, Rabbinin terbiyesine teslim olmaktan kaçınıyor. Onun emir ve tavsiyelerine kulak tıkayıp nefsine uyuyor. Ve sonuç…

Hollywood’un her yıl film çekmeye harcadığı para, eğer kuyu açmaya kullanılacak olsa milyonlarca çocuğun temiz su ihtiyacı karşılanabilir. Böylece yığınla insan hastalanmaktan kurtulur.

Müzik konseri, tiyatro/opera gösterisi, spor müsabakaları gibi organizasyonlara harcanan paralar, eğitim problemlerine harcansa dünyada okulsuz çocuk kalmaz. Eğitim verilse ve alt yapı hazırlansa birçok ülke kendi dertlerine çözüm bulur. Ama ne yazık ki yapılmıyor. Çünkü çağımız insanının mutluluk anlayışı bozuk.

Çağımız insanı mutluluğu gelip geçici hazlarda arıyor. Kazanç, tüketim, eğlence…

Oysa bunlar mutlu etmiyor, sadece mutsuzluğu bastırıyor. Bir müddet eğlendirip oyalıyor; ama gerçek manada huzur ve derin bir saadet hissi vermiyor. Eğer çağdaş insanlar, o eğlendirici filmleri, gösterileri seyrederek eğlenmek yerine, kardeşlerinin yardımına koşsalardı hiç kuşkusuz daha mutlu olurlardı. Çünkü mutluluk yansıyan bir duygudur.

Başkalarını mutlu etmek, insana huzur verir. Hakiki mutluluk, anlık hormon değişimlerinden kaynaklanan bir tepki değil, ruhtan gelen gerçek ve kalıcı bir histir.

Mutluluk nerede?

İnsanlar bu gerçekten, ne zamana kadar kaçacaklar?

Hâlbuki mutluluk ne tüketimde ne eğlencede… Bunlar birilerine servet ve şöhret, diğerlerine de gelip geçici bir eğlence getirse de hiç kimseyi gerçek mutluluğa ulaştırmaz. Asıl mutluluk, gösteri yapmakta değil, gönüllere girmektedir.
Dünyamızdaki yoksullar, acizler, mazlumlar, bizim için bir iyilik yapma vesilesidir. Gelip geçici bir hayat nimetini, sonsuz bir hayat kazanımına dönüştürme vesilesidir onlar.

Birçok kişi Yaratıcının bir kısım insanları fakir, aciz ve cahil yaratmış olmasını tuhaf bulmaktadır. Sanki bu, Yaratıcının kusuruymuş gibi dudak bükmekte, kendi payına düşen hataları görmezden gelmektedir. “Acaba dünyada daha adil bir paylaşım düzeninin olması için elimizden geleni yaptık mı?” diye düşünen kaç kişi var?

Ne yazık ki Müslümanlar da dünyanın kötü düzenine alışmış ve aldırış etmez olmuşlar. Dünyanın en zengin, en müreffeh ülkesi ile en yoksul ülkesi karşı karşıya duruyor. Kızıldeniz’in bir tarafında israf, bir tarafında yoksulluk kol geziyor. Ve ne yazık ki iki ülkenin halkı da güya Müslüman! Bu ne yaman bir çelişkidir!..

Velev ki yoksulluğun ve acizliğin sebebi hiç kimsenin suçu değil, sadece bir kısmet meselesi bile olsa bunun bir imtihan aracı olduğunu nasıl göremiyoruz?

Farklılıklar ve şükür

Rivayet edildiğine göre Elest Bezmi’nde ALLAH (C.C.) u Teâlâ Hazretleri, Hz. Âdem’e, neslinden gelecek insanları gösterdi. Hz. Âdem baktı, onların kimisi kısa kimisi uzun; kimisi güzel, kimisi çirkin; kimisi güçlü kuvvetli, kimisi zayıf, aciz…

Bu hale şaştı, yadırgadı. Belki de üzüldü. “Neden hepsi aynı değil? Hepsi güzel, akıllı, güçlü kuvvetli olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Birbirlerine üstünlük taslamazlar, birbirlerini kıskanmazlardı… Hepsi eşit olsa daha iyi, daha mutlu olurlardı.” Diye içinden geçirdi belki de…

Ama elbette ALLAH (C.C.)’ın peygamberi, Rabbinin takdirine itiraz edecek değil ya. Düşündü, “Mutlaka bu işin bir hikmeti vardır” diye içinden geçirdi. Ama hikmeti bilmeyi de çok istiyordu. Rabbine dua etti: “Ya Rabbi neden evlatlarımı farklı farklı yaratmayı takdir ettin? Hepsini aynı yaratmayı istemedin? Bunun hikmeti nedir?” Cenabı Hak: “Şükredilmeyi istedim” buyurdu.

Şimdi üzerinde bir düşünelim, farklılıklarla şükretmek arasında nasıl bir ilişki olabilir? Hâlbuki bizim gözlemlerimiz tam tersini söylüyor. İnsanların eşitsizlikten dolayı şükretmek şöyle dursun, bilakis şikâyet ettiklerini görüyoruz.

Hâlbuki şikâyet ettikleri o farklılıklar sayesinde, bir takım nimetlerin farkına varıyorlar. Mesela dünyada hastalık diye bir şey olmasa, lisanımızda “sağlık” diye bir kelime de olmazdı. İnsanoğlu her şeyi zıddıyla bilir. Bir şeyin varlığı, yokluğu sayesinde fark edilir.


Aramızdaki hasta, engelli, yaşlı, mutsuz, fakir vb. insanlar, bize sahip olduğumuz nimetleri hatırlatan, çok değerli kişilerdir aslında. Eğer onlar olmasaydı, herkes her nimete eşit derecede sahip olsaydı, biz o nimetlerin hiç birini fark edemezdik.
Sanki Rabbimiz onları, bizim bazı nimetleri fark etmemiz için yaratmış. Onlara bir takım yoksunluklarla imtihan olma görevini yüklemiş.

Onlar bu çileli imtihandan geçerken, bize de sahip olduğumuz nimetlere şükretme görevimizi hatırlatıyorlar. Zaten gerek yaratılış bakımından gerek kader açısından, insanlar arasında farklılık olmasının sebebi de budur: “Şükretmemiz için”…
Farklılıkların kaynağı olan yaratılıştaki farklılık bir zenginliktir. Hem bu zenginlik, bizim bu dünyadaki hayatımızın muhtevasını da zenginleştirir. Maddi ve manevi hünerler de ancak ve ancak ihtiyaçlar sayesinde ortaya çıkar.

İlime, sanata, zanaata kabiliyetli kişiler, hünerlerini ancak insanların ihtiyaçları sayesinde ortaya koyarlar. Mesela hastalar, bilgili ve tecrübeli doktor ararlar. Geçinemeyen veya bir hususta anlaşamayan insanlar, adil ve bilge bir hâkim ararlar. Sorunlar yaşayan toplumlar, o sorunların çözümünde kendilerine yol gösterecek ve onlara idarecilik yapacak lidere muhtaçtırlar.
Her ihtiyaç, bir hünerin fark edilmesine ve gelişmesine vesile olur. İhtiyaçların kaynağı ise yoksunluklardır.

Manevi kabiliyetler de ihtiyaçlar sayesinde ortaya çıkar. Mesela bir kısım insanların daha cömert ve iyiliksever olduğu, muhtaçlar sayesinde anlaşılır.

Mevlana’nın dediği gibi: “Ey istekli, gel! Cömertlik, yoksul gibi, yoksullara muhtaçtır. Cilalı ve tozsuz ayna arayan güzeller gibi cömertlik de yoksul ve zayıf kişileri arar. Güzellerin yüzü ayna ile güzelleşir. Onlar aynaya bakıp bezenirler. İhsan ve keremin yüzü de yoksula bakmakla görünür.”

Şükredenler azdır

Eğer hepimiz bu dünyada aynı seviyede olsaydık, birbirimize muhtaç olmazdık, ama hiçbirimizin kabiliyeti de ortaya çıkmazdı. Dünyanın düzeni herkesin birbirine muhtaç olması üzerine kurulmuş. Ve aslında bizler bunun için de şükretmeliyiz. Çünkü geçici dünyanın elimizde ebediyen kalmayacak olan imkânlarını, ebedi hayatın kazancına dönüştürmenin yolu, o nimetleri Rabbin rızasına uygun değerlendirmektir.

Esasen bir Müslüman için elindeki mal ve mülk, imtihan için verilmiş bir imkândır. Bu imkân, bizim sahibi olduğumuz kendi mülkümüz değildir. Eğer gerçekten sahibi olsaydık, onu bizden kimse alamazdı veya biz onu bırakıp gitmezdik. Hâlbuki böyle olmadığını biliyoruz.

İşin doğrusu, malımız da ömrümüz de bizim için gelip geçici bir nimettir. Bu nimetlere ise her şeyden önce, hakkıyla şükretmemiz gerekmektedir.

Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de her imkânın şükürle değerlendirilmesi emrediliyor. Rabbimiz Hz. Davud aleyhisselama ve oğlu Hz. Süleyman aleyhisselama verdiği güç ve imkânlardan bahsediyor ve ardından şükretmelerini hatırlatıyor: “Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükreden azdır!” (Sebe; 13)

Ayrıca bizim inancımız, her nimetin şükrünün; ancak o nimeti ALLAH (C.C.) rızasına uygun harcamakla mümkün olduğunu bildiriyor. Hatta bizim dinimiz, zenginlerin malında yoksulların hakkı olduğunu bildiriyor.

Rabbimiz, namazını devamlı ve dosdoğru bir şekilde kılan müminleri methederken: “Onlar, sahip oldukları mallarda muhtaç ve mahrumların belli bir hakkı bulunduğunu unutmazlar.” (Meâric; 22-25.) buyuruyor.

“Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça…”

İslamiyet’in ilk devirlerinde, infak emrinde o kadar ısrar ediliyor ki, sahabe “ne kadar infak etmesi gerektiğini” soruyor. Bunun üzerine inen ayette, infakın: “ihtiyaçları giderdikten sonra kalan fazlalıktan verilmesi” buyruluyor. Bunun üzerine de Sahabe günlük kazancından ailesinin nafakasını ayırıp kalanını sadaka olarak vermeye başlıyor.




Hatta öyle oluyor ki bütün malını bağışlamak isteyenler çıkıyor. Peygamberimiz (S.A.V.) kişinin sonradan pişman olacağı şekilde bağış yapmasını engelliyor.

Mesela Peygamber Efendimiz(s.a.v), bir adamın sahibi olduğu tek altın külçesini getirip, “Bundan başka bir şeyim de yok” demesi üzerine: “Dayanacak, güvenecek başka bir malı olmayan, onu tasadduk etmesin” buyuruyor.

İslam’ın ilk devirlerinde, peygamberimizin yaptığı her sadaka daveti karşısında, kadınıyla erkeğiyle Ashabı Kiram yardım seferberliğine girişiyor. Mesela, peygamberimizin bayram hutbesinde sadaka vermeye teşvik etmesi üzerine, Sahabe hanımları Hz. Bilali Habeşi’nin eteğini ziynet eşyalarıyla dolduruyorlar.

Rasulullah Efendimiz mescidin bitişiğindeki Suffa’da yaşayan ve kendisini ilme, hizmete, cihada vakfetmiş talebelerin geçimliği için de sık sık sadaka istiyor. İlk İslam muallimlerinin, kadılarının, komutanlarının yetişmesi, bu yardımlarla mümkün oluyor.
İlk Müslümanlar, kendileri muhtaçken bile İslam ordusuna ve talebelerine bağışta bulunmaya koşuyorlar. Başta Peygamberimiz (S.A.V.) olmak üzere, Ashabın ileri gelenleri, ellerine geçeni tasadduk edip karınlarına taş bağlıyorlar.

“Malın kırkta birinin zekât olarak verilmesi” hükmü, İslamiyet güçlendikten sonra nazil oluyor. Sahabenin çoğu ise bunu verilmesi gereken en az miktar olarak yorumluyorlar.

Zaten zekât, temizlik manasına geliyor ki, bu kavram da malın temizlenmesi için verilmesi gereken en az miktarı ifade ediyor. Ancak insanın gerek malındaki hakların ödenmesi bakımından gerekse nefsindeki mal tutkusundan temizlenmesi yönünden, başka sadakalar da vermesinin lüzumu vurgulanıyor: “Onların mallarından sadaka al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye etmiş olursun.” (Tevbe; 113)

Bütün amelleri onaylatan amel; infak

Elbette mali yardımlar yapmak; insanı cimrilikten, nefsanî arzulara ve hırslara düşkünlükten temizleyen en önemli ve yeri doldurulamaz bir ibadettir.

Her ibadetin ayrı bir yeri olduğu gibi infakın da kulluk hayatımızda kendine mahsus bir yeri var. Nasıl ki oruç tutmanın yerini, namaz kılmak veya namazın yerini zikir çekmek tutmuyorsa zekât ve sadakanın yerini de başka bir ibadetin tutması söz konusu değildir.

“Ben, ALLAH (C.C.)’ın yarattığı ve çeşitli imtihanlarla sınadığı kuluyum” diye, iman eden bir insanın, malını da ALLAH (C.C.)’ın emrettiği şekilde harcaması gerekiyor.

Hayatın diğer sahalarında nefsine zor gelmediği için veya alıştığı için kolayca ifa ettiği dini hükümlerin, gerçek manada kabulü de işte, nefse zor gelen bu emrin de ifa edilmesine bağlı bulunuyor.

“Sevdiğiniz şeylerden (ALLAH (C.C.) yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız ALLAH (C.C.) onu hakkıyla bilir.” ayeti de infakın yerini başka bir ibadetin tutmayacağını vurguluyor. (Âl-i İmran; 92)

Gerçekten de nefis terbiyesinde, infakın çok büyük değeri var. Nefsine kulluk edebini kabul ettirmek için uğraşan bir insanın mali ibadetlerine önem vermesi gerekiyor.

Ancak kesinlikle infakı sadece yüksek makamlara erişmek isteyen seçkin kullara mahsus bir ibadet zannetmemeli. Aksine, İslam’ın kulluk anlayışına göre, ALLAH (C.C.) mülkün hakiki sahibidir.

Buna iman ettiğini iddia eden kişi, elindeki malı, dilediği gibi sarf edebileceği şahsî mülkü olarak göremez. Aksine onun bir imtihan mevzuu olduğunu, sonunda hesabı sorulacak bir emanetten başka bir şey olmadığını kabul eder.

İşte, bugün bozulan sosyal dengenin yeniden düzelmesi, dünyada adaletin, merhametin ve insanca hayatın hâkim olması, bu anlayışın benimsenmesine bağlıdır. İnsanların gerek bu dünyada hakiki mutluluğa erişmesi gerekse ahirette azaptan kurtulmaları, ancak mülkü, Malikû’l-Mülk olan Rabbimizin emrine uygun kullanmakla mümkündür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
KULLUĞUMUZ DA İNSANLIĞIMIZ DA İNFAKA BAĞLI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» psd nedir nasıl kullanılır? psd hakkında soru cevap?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: