iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 EFENDİMİZİN AFFEDİCİLİĞİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: EFENDİMİZİN AFFEDİCİLİĞİ   Perş. Nis. 19, 2012 11:08 am

Ahlakın bittiği yerde ve zamanda gönderildi dünyamıza Güzel Efendimiz. Bu sebeple, “Ben, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurdu. (Muvatta, Husnü’l-Hulk,1, H. No: 8, II, 904.)

Görevi çok zordu, yolu dimdik yokuştu. Çünkü ahlaksızlık ahlakın yerine kaimdi. Aldı manevi bataklığın dibindeki insanları, çıkardı göklerin üstüne, ötesine… Ve insanlığa muallim etti.

Medeniyete temel oldular, “Asr-ı Saadet” kuruldu. Mutluluk asrı, doğrudan doğruya ahlakın ve adaletin hâkimiyeti demekti. Ahlak rayına girdi, Kitab’a uydu, kurala bağlandı; böylece ahlak gerçekten ahlak oldu.

Bu sebepten, ahlak O’nunla hayat buldu, tüm yüreklerce benimsendi ve bütün toplumda varlığını hissettirdi, dolu dolu yaşandı. Böyle bir manevi iklimde, öldürmeye gelenler dahi, O’nda dirildi. Sevgisizler, kabalar, katılar, caniler de O’nun tarafından kucaklandı ve kurtarıldı…

Bundan dolayı, tek başına yola çıktığı Risalet vazifesi, 63 yıllık ömrünün sonunda, yüz binden fazla sahabe meyvesi vermişti. Rabbimiz de Efendimiz aleyhissalatu vesselamı, bu muazzam sonucu kazanan muhteşem gönlü dolayısıyla övmüş ve “İnananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber” olarak tanıtmıştır.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bu iki sıfatı, tam temsil ederek bu övgüye mazhar oldu. Rabbimiz, onu bu sıfatlarıyla överek, bize de örnek göstermiştir: “ALLAH (C.C.)’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için ALLAH (C.C.)’tan bağışlama dile. …” (Âl-i İmran, 159)

O’nu öldürmeye gelen O’nda dirilirdi

Elindeki kılıcı kaldırmış olarak tepesine dikilip de:
- Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” diye bağıran adama:
- ALLAH (C.C.)! Dedi…

ALLAH (C.C.) celle celaluhu, anıldığı o yerde, kudretiyle tecelli etti o an… Adam düştü yere sırtüstü. Elindeki kılıç, artık Rasulullah Efendimizin elindeydi. Bu defa kılıcı kaldırıp, Âlemlerin Fahri sordu:
- Söyle bakalım şimdi, benim elimden seni kim kurtaracak?

Ne desindiki adam, kimi çağırabilirdi ki o tenha köşede imdadına? Ama nasibinde kurtuluş vardı. Çünkü hidayetiyle kurtaracak olanın, son ve büyük peygamberiydi karşısında nur yüzüyle duran…

O anda ne şanstı adamınki! Devlet kuşu başına konmuştu. Titredi, kendine döndü. İçini dinledi ve yapılması gerekeni yaptı; pişman oldu, tevbe etti… Zira sığındığı sine, sinelerin en şefkatlisi idi. Bağışlandı, affedildi ve kurtuldu. Nice düşman olanlar gibi öldürmeye geldi; O’nda dirildi. Hem de ebediyen, dirildi.

Düşman olanlar dost oldular

Hazret-i Vahşi radıyallahu anhu da öyle değil miydi? Efendimizin babası yerinde sevdiği amcası Hz. Hamza radıyallahu anhı öldüren kiralık katildi, adı üstünde “vahşi” idi. O da aftan yararlandı. Bağışlandı. Hz. Vahşi oldu. Tek cezası, biraz kenarlarda dolaşmasıydı. O kanlı hatıra canlanmasın diye, ortalarda dolaşması, fazla görülmesi istenmemişti.

Kiralık katilin teşvikçisi Hind, Ebu Süfyan’ın eşiydi. Hz. Hamza’nın ciğerini sökmüş, sakız gibi çiğnemiş, parmaklarını kesip gerdanlık gibi boynuna takmıştı. Böyle bir acımasızlığın temsilcisi olan kadın da manevi bataklığın dibinden alınıp yıldızların üstüne çıkarılmıştır, o nebiler serdarı tarafından…

İkrime de o nasiplilerdendi. Ebu Cehil’in oğluydu. Özellikle de babasının ölümünden sonra, ondan daha şedit olarak görevi devraldı. İslam düşmanlığında liderdi. Mekke’nin fethinden sonra, ele geçmemek için uzaklara kaçtı. Eşi, daha erken uyandı. Efendimize geldi ve dedi ki: “Ben İkrime’nin eşi, Ebu Cehil’in geliniyim. Bana da var mı eman, kurtuluş? ”

Kime yoktu ki, ona olmasın…

Hazreti İkrime’nin ibretlik hikayesi

Sahabe sırasına adını yazdırınca, eşini de kurtarmak istedi. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, isteğini onayladı. Herkese olan bağış, inanılacak gibi değildi ama ona da vardı. O ki, hakkındaki ölüm fermanını, kendisi de haklı görerek kaçmıştı.

Eşi düştü peşine ve onu buldu sonunda:
- Gel ve bu bağıştan sen de yararlan! Dedi ona:
- Benim affım mümkün değil, dedi İkrime. Çünkü benim yaptığımı kimse yapmadı Hz. Muhammed’e ve İslam’a… Beni ancak ölüm paklar.
- Sen gel de gör, af ırmağını, nasıl da akıyor çağıl çağıl… Ondan nasiplenmeyen kul olamaz bu dünyada, ne olur gel, diye yalvardı eşine.
- Ama ben, Ebu Cehil’in oğluyum, dedi o. Hanımı müjdeyi verdi:
- Olsun, buna rağmen, sana da eman var. O şefkatli sine, sana da açık. O’nda söz senettir; aksi mümkün değildir. İkrime, eşinin ısrarını cevapsız bırakamadı ve rahmet iklimine gelmeyi kabul etmişti. Yöneldi ve yürüdü, O’na doğru…

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem çevresindekilere buyurdu ki; “İkrime bize geliyor. Dostça bir gelişle geliyor. O burada iken, sakın ola babası hakkında onu rencide edici bir şey söylemeyin!”

Nihayet geldi İkrime ve teslim oldu ALLAH (C.C.)’ın Rasulüne, nurlanıverdi imanla. Hz. İkrime radıyallahu anh oldu. Ve yakardı Rabbine: “İslam’a ne kadar düşmanlık ettiysem daha fazla dostluk etmeden canımı alma, bana fırsat ver ALLAH (C.C.)’ım!…” dedi.

Bu fırsat sunuldu ona. Zira dilekler dualaşır, dualar gerçekleşirdi. En zor ve en tehlikeli alanlarda savaştı. Ve bir cihat meydanında yaralanıp yere düştü. Hemen yanına da oğlu serildi bir kılıç darbesiyle…

O sırada, yaralılara su dağıtmakta olan Hz. Ömer radıyallahu anhu onları gördü ve hemen yanlarına geldi. İkrime, Müslüman olduğu gün Hz. Ömer’in kendisine söylediği bir sözü hatırladı. Demişti ki Hz. Ömer:
- İkrime, Resulullah seni affetti, Müslüman oldun ama herhalde ALLAH (C.C.) seni bazı nimetlerden mahrum eder. Çünkü sen, İslam’a çok zarar verdin; Resulullah’ı çok üzdün.
- Mesela, dedi İkrime…
- Mesela, sana şehitlik nasip olmaz sanırım.




Kan revan içinde, oğluyla yan yana yatan İkrime radıyallahu anhu bu muhavereyi hatırlattı Hz. Ömer’e ve dedi ki büyük bir sevinç ve iftiharla:
- Ya Ömer, görüyor musun şimdi? Hem de oğlumla birlikte şehit oluyoruz.

Hz. İkrime, affedilmenin hakkını böylece vermiş, düşmanlığını her bakımdan geçen ve unutturan bir dostlukla, İslam büyükleri arasındaki yerini almıştı.

Nebevi ahlak tek çözüm

Beşer arasında, affetmekte, Efendimiz aleyhissalatu vesselamı geçebilecek hiç kimse yaşamadı yeryüzünde… Bağışlamakta, eteklerine ulaşamaz hiçbir insan. Ne kin tuttu kimseye ne de intikam peşinde oldu. Hep affetti. Böyle başlattı, mutluluk çağını…

Şimdi bir kan ve kin dünyasında bunalıyoruz. Bilerek, ya da bilmeyerek, O’nun güzel gönlünü arıyoruz. Hep bağıştan, barıştan, aftan ve merhametten yana olan o muhteşem gönle, ne kadar muhtacız...

“Gel ey Muhammed sallallahu aleyhi vesellem!” diye serenatlar dizmek, süslü cümleler söylemek, çözüm için yeterli değildir. Çözüm, o yürek güzelliğini paylaşmak ve yaşamaktır. Muhammedi ahlakla yeniden dirilmeden, O’na layık ümmet olunamaz. Ümmet olunmayınca da “illet” olunur. O zaman da hem bize hem de bütün insanlığa, çok yazık olur.

Yolu dışında yol kalmadı; ahlakından başka da ahlak…
İnsanlık için bir dehlize döndü dünya ya da çıkmaz sokak…
Tek yol, yegâne çözüm, Sünnet-i Seniyye…
Başka türlü, insan insan olarak kalamayacak…

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
EFENDİMİZİN AFFEDİCİLİĞİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: