iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 HER ŞEYİNİ O’NA VER!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: HER ŞEYİNİ O’NA VER!   Perş. Haz. 07, 2012 10:30 am

Her şeyini O’na ver!

Ey cemaat! Her şeyi, Yaratan'dan talep ediniz. ALLAH (C.C.) yolcuları, Hak yakınlığı için ruhlarını dahi harcadılar. Aradıklarını bulunca buldukları varlık sahibi, verdiklerini fazlası ile ödedi. Bir kimse, yaptığı işi bilirse harcadığı şey fazlası ile eline girer.

Şöyle bir hikâye anlatılır: Zatın biri, köle pazarına uğradı. Orada güzel bir cariye gördü; kalbi ona bağlandı. Bir türlü bırakıp gidemedi. Altında yüz altın kıymetinde bir atı vardı. Elbisesi de güzeldi. Kılıfı altın işlemeli bir de kılıcı vardı. Bir de kara kölesi bulunuyordu. Bu ihtişamı ile cariyenin sahibine yanaştı ve bedelini sordu. Cariye sahibi, o zata baktığında halini anladı ve şöyle dedi: “Şüphesiz sen cariyemi sevdin; gerektir ki seven, sevdiği uğruna sahip olduğu tüm varlığı harcasın. Şu anda neyin varsa bana bırakırsın ve bunu alıp gidersin. Bedeli budur!”

O zat atından indi. Neyi varsa çıkardı. Elbisesini attı, muvakkat bir gömlek kiraladı; neyi varsa cariye sahibine verdi ve cariyeyi alıp gitti. Evine vardığı zaman, başıkabak, ayağı çıplaktı. Ama gönül verdiği onunlaydı. Bu zat, ne kadar iyi bir iş yaptığının farkına varıp şükretti. Çünkü sevgisinde sadık olan, sevgilisi dışında hiçbir şeyle olamazdı.

Sizden biri, Hak Teâlâ’nın cennette olan nimetlerini haber veren, “İşte, gerçek müminler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” (Enfal; 4) âyet-i kerimesini işitse ve “Oranın pahası ne ola?” diye sorsa şu cevabı veririz: Hak Teâlâ şöyle ferman buyurdu: “ALLAH (C.C.), mü’minlerden, cennet karşılığı nefislerini ve mallarını satın aldı.” (Tevbe; 111)

Hakk’a vasıl olmak için…

Nefsini, malını Hakk'a teslim et, her şey senin olur. Bir kimse bana dese: “Hakk'ın vechini dileyenlerden olmak istiyorum. Kalbime, Hak yakınlığı kapısının şafağı çıkıyor. Hakk'ı sevenleri ve Hak kapısından içeri girenleri, onun dışında kalanları görüyorum. O kapıdan alınmış olanların üzerinde şah libası var; buna ermenin pahası ne ola ki?”

Ona şöyle deriz: “Cümle varını harca. Şehvetini ve lezzetini bırak. Kendinden geç, O'nda fena bul. Cenneti ve içindekileri unut, vazgeç. Nefsi, hevâî işleri, dünya ve âhiret tatlarını bırak. Cümle maddiyatı geç, bu gibi işlerin tümünü arkaya at. Sonra da oraya gir. Bunları yaptıktan sonra, gözlerin görmediğini, kulakların işitmediğini duyacak ve göreceksin. Ayrıca, beşer kalbinin hatırlaması kabil olmayan işleri de öğreneceksin.”

Bu hâller bir kimsede tam ve kalp ayağı iman yolunda sabit olursa, hem dünya hem uhrâ (ahret) onun olur. Her ikisi de onun eline zahmetsiz girer. Onlar da bir arada, kula nimet olarak ihsan edilir. Bunların sonu da Hakk'a yakınlık, O'na nazar olarak tekâmül eder. Dünyada Hakk'a kalben yakınlık duyar, âhirette ise görerek O'nun yakınlığına erer.

Ey evlat! ‘ALLAH (C.C.)’ dedikten sonra, kalanı bırak. Söyle: “Beni O yarattı; hidayetim O'nun elindedir.”

Ey dünya zahidi, kalbin ki âhiret talebi ile dünyadan çıktı. Söyle: “Beni O yarattı. Hidayet yolunu da gösterir.”

Ve sen ey Hakk'ı dileyen, O'na rağbet eden ve O'ndan başkasına perhiz yapan; kalbin Mevlâ talibi olarak cennetten ayrılır, yola koyulursa söyle: “O ki; beni yarattı; hidayet de nasip eder.”

Yol zorluğunu düşünme, Hakk’ın nasip edeceği hidayeti düşün…

Kendine bir Mürşid bul!

Ey âhiret ve Mevlâ yoluna koyulan, o yola daha önce girenleri delil tut. Oralarda mevcut, korkulu yolları öğrenmiş kimseleri bul. Onlar, büyük ve bilginin gereğini yerine getiren âlim, yaptığında tam ihlâs sahibi kimselerdir.

Ey evlat! Önder zatın çocuğu ol, ona uy. Bütün yükünü onun önüne dök. Ve onunla yola koyul. Bazen o zatın sağında, bazen solunda, bazen gerisinde, bazen önünde yola devam et. Sakın onun görüşü dışına çıkma ve muhalifi olma.




Böyle yaparsan, maksuduna kavuşursun, sağlam caddeden sapmazsın.

Rabb’ini birle; her darlık açılır ve her sıkıntı zail olur.
İbrahim Peygamber (aleyhisselam), mancınığa kondu; ateşe atılıyordu. Bu durumda bütün vasıtalar aradan kalktı. O, bu sıkışık durumda, Rabb’inden gayrına iltifat etmedi. Yalnız Hakk’ın Zât’ını istediği için Hak Teâlâ ateşe şu emri verdi: “İbrahim için serin ve selâm ol.” (Enbiyâ, 21/69)

Bu emir şöyle tefsir edilebilir: “Ey ateş, hâlinden ayrıl. Şeklini değiştir, bir başka ol. Sıcaklığını, şerrini çek. Dişlerini ört. Kılıcını kınına koy. Öfkeni yut. Kıvrıl, bükül ve durul; serin ol. Eziyet verici olma!”

İşte, bu emrin verilmesi, tevhid ve ihlâs bereketi ile oldu. İbrahim Peygamber’de (aleyhisselam) bunlar vardı.

Kul, Rabb’ini birler ve onun için ihlâs sahibi olursa Hakk'a ait olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
HER ŞEYİNİ O’NA VER!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» KARŞIYAKA LİSESİ’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: