iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ORUCUN HAKKINI YERİNE GETİRELİM

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: ORUCUN HAKKINI YERİNE GETİRELİM   Perş. Tem. 05, 2012 11:39 am

Oruç tutmaktan maksat; Şeytan’ı kahra uğratmaktır

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “... Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer; 10)

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, bu ayet-i kerime ile sabırlı olan kullarına, sevaplarını hesapsız olarak vereceğini beyan ediyor. Müfessirler, bu ayette geçen, sevapları kendilerine hesapsız olarak verilen kişileri “Ramazan ayında oruç tutanlardır.” diye tefsir etmişlerdir. ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, açlığa ve susuzluğa sabır gösteren kimselere, sevaplarını hesapsız olarak veriyor.

Her amelin bir sevabı, her sevabın da bir hesabı vardır. Bazı ameller vardır ki her bir tanesi on sevaptır, bazıları yetmiş sevap, bazıları da yedi yüz sevaba kadar gider. Bazı ameller de vardır ki o amellere ALLAH (C.C.) istediği kadar sevap verebilir. Orucun sevabı ise ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl’in karşılığını hesapsız olarak verdiklerindendir. Bu hüküm, hadis-i şerifler de bildirilmektedir.

Denilmiştir ki: “Oruç tutmaktan maksat, ALLAH (C.C.)’ın düşmanını kahra uğratmaktır; o da şeytandır. Şeytan’ın insana yaklaşıp azdırma vesilesi, şehvete dayalı şeylerdir. Şehvet ise yemekle içmekle şahlanır. ALLAH (C.C.)’ın düşmanını kahra uğratmak için orucun istifade edilecek yanı, şehvete dayalı arzuları kırmaktır. Bu türlü bir istifade ise az yemek sureti ile nefsi perişan etmekle olur. Bunun yolu ise oruçtur.”

İbn Ömer radıyallahu anhudan rivayetle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü oruç ve Kur’an, kul için şefaat edeceklerdir. Oruç şöyle diyecektir: ‘Ey Rabbim! Ben, onu gündüzleri şehevi arzulardan almıştım.’ Kur’an da şöyle diyecektir: ‘Ben de onu, geceleri uykudan, dinlenmekten almıştım.’ Onların böyle demeleri üzerine, her ikisinin de şefaatleri makbul olur.” (Ahmed bin Hanbel, Taberani, İbn-i Ebi’d Dünya, Hâkim)

Orucun hakkını yerine getirmek

Ramazan ayı, ALLAH (C.C.)’ın rızasına ulaşmak, cennet nimetlerini elde etmek ve cehennemden azat olmak için çok büyük bir vesiledir. Dikkat edersek hadis-i şeriflerde geçtiği üzere Ramazan ayı, hakkını yerine getirenlere şefaat edecektir. Burada bizlere bir işaret vardır. “Onun hakkını yerine getirmek” çok kısa bir cümle olduğu halde, altında çok büyük manalar vardır. Orucun hakkını yerine getirmek, ALLAH (C.C.)’ın bütün emir ve nehiylerini gözetmekle olur.

Demek ki ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, kabirde ve kıyamet gününde perişan olmamamız için bize Ramazan ayını ve Kur’an’ı nur olarak vermiştir. Öyleyse bizlerin de Ramazan ayına hürmet konusunda çok dikkatli davranması gerekir. Ramazan ayında bol bol Kur’an okuyarak, kabir ve kıyamet gününün karanlığına karşı, bu iki nuru elde etmemiz gerekir. Bu mübarek ayda, gece gündüz demeyip elimizden geldiği kadar, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl’in zikrini yapalım.

Üç çeşit oruç vardır: Birincisi: Yemek, içmek ve şehvetten kendini alıkoymak suretiyle oruç tutmaktır ki bu, avamın, sıradan insanların tuttuğu oruçtur.

İkincisi: Evliyaların ve salihlerin orucudur ki bunlar yalnız yemek, içmekten değil, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl’in bütün haram kıldığı şeylerden kendilerini muhafaza ederler. Bizim de yalnızca yemek ve içmemekle değil, bütün vücudumuzla oruçlu olmamız lazımdır. Günahlardan ve gafletten de oruçlu olmalıyız. Evliyalar ve salihler oruç tutarken; zikir, ibadet ve hayır konuşmaktan başka bir şey yapmazlar.

Üçüncüsü: Havassın orucudur. Bunlar kalplerini sadece ALLAH (C.C.)’a bağlarlar, sanki dünyada değilmiş, sanki yalnız ALLAH (C.C.) varmış gibi, oruç tutarlar. Bu oruç, Peygamberlerin orucudur.

Biz de elimizden geldiği kadar, evliyaların ve salihlerin orucunu tutalım. Çünkü sadece onun sevabı katmerlidir. Yalnızca yemek ve içmekten kendini alıkoyarak tutulan oruç ise sevap bakımından çok noksandır. Nasıl, yemek yemek ve su içmekle zahiri olarak oruç bozuluyorsa manevi olarak onu ifsat eden gıybet gibi şeyler vardır. Bundan dolayı emeğimizin, meşakkatimizin boşa gitmemesi için bunlara da dikkat etmemiz lazımdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Çok oruçlular vardır ki onların orucundan onlara, susuzluktan başka bir şey yoktur.” (Nesai)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: “Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem zamanında oruç tutan iki kadın akşama doğru, açlık ve susuzluktan helak olacak vaziyete geldiler; oruçlarını bozmak için müsaade almak üzere, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme bir kişi gönderdiler. ‘Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de bir bardak verdi ve onlara, yediklerini bu bardağa kusmalarını’ buyurdu.

“Onlardan birisi safi kan ve et kusarak, bardağı yarıya kadar doldurdu, diğeri aynı şekilde kusarak bardağı doldurdular. Bu duruma herkes şaşırmıştı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: ‘Bunlar, ALLAH (C.C.)-u Teâlâ’nın kendilerine helal kıldığı şeyden oruç tuttu, fakat haram ettiği şey ile iftar ettiler.’ (Sonra da bunu açıklayarak) şöyle buyurdular: ‘Birisi diğerinin yanına sokuldu ve halkın gıybetini yaptılar. İşte, şu gördüğünüz yedikleri, insan etleridir.” (Ahmed bin Hanbel)

Orucun sevabını götüren davranışlar

Birincisi: Yalan söylemek. Özellikle ticaretle uğraşanlar, bir malını satmak için fazla dil döktüğü zaman, bakarsın ki arada bir yalan söyler, hâlbuki ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl nasip etmişse zaten o mal satılacaktır, eğer nasip etmemişse ne kadar yalan söylesen de satılmaz.

İkincisi: Gıybet de orucun sevabını iptal eder. Gıybet, diğer mümin kardeşlerimiz hakkında onun yanımızda olması durumunda gücüne gidecek, hoşuna gitmeyecek olan şeyleri arkasından konuşmamızdır.

Üçüncüsü: Laf taşımak, yani nemimedir. Bu, iki kişinin arasını açmak için laf taşımaktır. Dördüncüsü: Başka kimselerin malını haksız yere elde etmek için yalan yere yemin etmektir. Beşincisi: Şehvetle yabancı kadınlara bakmaktır. Bunların hepsi orucun sevabını yiyip bitirir.

Özellikle günümüzde, insanlar göz zinası ve gıybet hastalığına maalesef çok kapılmışlardır. Gıybet etmekle, fuzuli konuşmakla, insanlarla mücadele etmekle, tartışmakla, başkalarına kötü söz söylemekle, kişiye oruçtan bir sevap kalmamakta, açlık ve susuzluktan başka bir kârı olmamaktadır. Yalan söyleyerek mümin kardeşlerimizin arasını bozmak, kulaklarımızla ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl’in haram kılmış olduğu şeyleri dinlemekle, orucumuzu manen bozmuş, o hazinemizi kaybetmiş oluyoruz.




Madem çok günah işliyoruz…

İşte, oruç gibi bir hazineyi elde ettikten sonra, onu kaybetmemek için bunlara dikkat etmeliyiz. Bizim yememiz, içmemiz, evimiz, her şeyimiz, ALLAH (C.C.)’a ibadet kastıyla olmalıdır. Ancak o zaman, her yaptığımız ibadet olur. Tek çaremiz de budur. Özellikle bu ahir zamanda, günahlar çok fazla işlendiği için kişinin ibadeti de o oranda fazla olmalıdır.

Nasıl bir hastanın hastalığı ağırlaştığında, daha yüksek dozlarda ilaç kullanması lazımsa daha çok ilaç alması gerekiyorsa aynı şekilde içinde bulunduğumuz ahir zamanda da insanların eğlenceye ve zevklerine düşkün hale geldiklerinden dolayı, çok daha fazla ibadet yapmaları gerekiyor. El ele verip ALLAH (C.C.)’a gitmek, O’na yönelmek ve şeytanın hilelerinden hep birlikte kaçınılmaya çalışılmalıdır.
Bunları yapmazsak, nefsimize, kendimize çok yazık etmiş oluruz.

İyi bilelim ki nefis, her zaman hazırda olan, en kolay yoldan elde edilen şeyleri ister. Gözünün görmediği, perdeler arkasında kalan şeyleri sevmez. Daima içinde bulunduğu dakikayı düşünür, sonrasına bakmak bile istemez.

Hâlbuki o dakika bitecektir. Nasıl bir insan, çocuğunu düşündüğü için geleceği iyi olsun diye, onu çeşitli okullara veya bir meslek öğrenmeye gönderiyorsa bizim de geleceğimiz olan kıyamet gününe hazırlık yapmamız, ahiret sanatına sahip olmamız gerekir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip sevabını da ALLAH (C.C.)-u Teâlâ’dan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.” (Buhari)

Mübarek vakitlerde günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi, azabının daha şiddetli olmasına ve ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl’in ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl hepimizi, Ramazan-ı Şerif’in hakkını yerine getirenlerden ve hakkıyla oruç tutanlardan eylesin. (Âmin)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ORUCUN HAKKINI YERİNE GETİRELİM
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: