iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Allah'a iman

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
+**+Mekke+**+
İlahiaşk Kardeşimiz
İlahiaşk Kardeşimiz
avatar

Mesaj Sayısı : 1405
Kayıt tarihi : 15/03/07

MesajKonu: Allah'a iman   Çarş. Nis. 04, 2007 1:55 am

Allah’A İMAN
Allah, bütün alemlerin, varlıkların sahibi, yaratıcısı ve hâkimi olan Yüce Zatın özel ismidir. Bu isim, bütün ilahi sıfatları içinde bulundurur. Allah deyince, hepsi zikredilmiş olur. Allah ismi, başka hiçbir varlığa verilemez.
Allah (c.c.), bütün kainatın sahibidir. İbadet edilmeye layık tek ilah O’dur. Bütün insanları ve kainatı yoktan yaratan, onlara hayat veren, yaşatan, rızıkları dağıtan, varlıkları sevk ve idare eden, öldüren, dirilten, her şeyin sahibi, hakimi O’dur.
Biz. Allahu Teala’nın varlığına ve birliğine O’nun öğrettiği gibi iman ederiz. O’nun zâtını tanımak için aklımız ve bilgimiz kâfi değildir. Yüce Allah, ancak kendisinin kalbimize koyduğu nur, sevgi, bilgi ve feyiz ile tanınır. Buna hidayet denir. Hidayet, Yüce Allah’ın kulun kalbini açması ve içine nur koymasıdır. Kalbin gözünü açan ve onu Yüce Allah’a yönelten bu nurdur.
ALLAHU TEALA HAYAL EDİLEBİLİR Mİ?
“Onun dengi hiçbir şey yoktur.” 1 ayeti, Cenab-ı Hakk’ın zatı, sıfatları ve fiileri ile hiçbir varlığa benzemediğini ifade ediyor.
Benzeri olmayan bir varlığı nasıl düşüneceğiz, onu neye benzeteceğiz?
Bu konu çok nazik ve tehlikeli olduğu için Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, Allahu Teala’nın zatını düşünmeyi yasak etmiş ve neyi düşüneceğimizi şöyle belirtmiştir:
Allahu Teala’nın zatını düşünmeyiniz, O’nun nimetleri ve yarattığı varlıkları düşününüz. Çünkü size Allahu Teala’nın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz, helak olursunuz.” 2
Allahu Teala’nın zatı hayal edilemez.
Bu işe dalanların bir kısmı Allahu Teala’nın zatını bir varlığa benzettiler şirke düştüler. Bunlara “Müşebbihe ve mücessime grubu” denir.
Bazıları da insanlarda bulunan görme, işitme, tutma, gelme, sevme, sabretme gibi sıfatlar Allahu Teala’da bulunmaz diyerek O’nun bütün sıfatlarını inkar ederek küfre girdiler. Bu gruba “muattıla” denir.
Ehl-i Sünnet olarak bizler her iki anlayıştan da uzağız. Biz Yüce Rabbimizi hiçbir şeye benzetmeyiz. O’na ait hiçbir sıfatı da inkar etmeyiz. Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Hakim’de ve Resûlünün (s.a.v.) dilinde zâtını nasıl tanıtıyor ve vasıflandırıyorsa öylece iman eder, teslim oluruz.
Bu konuda İmam Şafiî’nin (rah.) şu sözü çok güzeldir:
“Bir kimse Yüce Yaratıcısını bilmek isteyerek kendi aklıyla yola çıksa ve fikrinde hayal ettiği bir varlığı Rabbi zannetse, o kimse müşebbihtir, Yüce Yaratıcıyı varlıklara benzetmiş olur.”
Bu kimse, fikriyle hiçbir varlığa ulaşamayıp yokluğa hüküm verse Allah’ı inkar etmiş olur.
Eğer, aklıyla bir yaratıcının mevcudiyetini anlar, fakat onun hakikatini anlamaktan aciz olduğunu söylerse, bu kimse muvahhiddir; Allah’ın birliğine iman etmiş olur.” 3
Yüce Allah’ı bir varlığa benzetip zâtını hayal edemeyiz, hayalimizle düşünerek O’nun nasıl olduğunu bilemeyiz. O, hiçbir varlığa benzemez ki hayal edilsin.
O’nun bir eşi, benzeri, dengi yoktur ki, ona bakıp Allah şuna benzer densin.
Alimlerimiz bu durumu kısaca şöyle ifade etmişlerdir:
Her ne ki akla gelir, hayal edilir, şekil verilir, bir şeye benzetilir o, Allah değildir. 4
Yüce Allah’ın zatı tefekkür edilip düşünülemez, fakat Yüce Zatı zikredilir, tecellileri müşahede edilir, hikmetli işleri seyredilir.
Arifler O’nu dünyada kalb ile müşahede ederler. O’na yaklaşmak kalp ile olur. O’na ulaşmak ruh ve kalbin işidir. Bunun yolu da sünnet üzere terbiye ve takvadır.
Yüce Allah’ın sevdiği kullarına yakınlığı mesafe ile değildir; rahmeti, nuru, ilmi, sevgisi ve desteği iledir.
Allah’ta fani olmak, vücut ile O’nun zatında kaybolmak değildir. Bu, ruh, kalb ve bütün manevi cevherlerle Allah’ın sevgisinde kaybolmak, kendi iradesini O’nun iradesine tabi etmek, O’nun sevdiğini sevmek, O’nun için kızmak, O’nun için almak, O’nun için vermek, kısaca O’nun için yaşamaktır. Buna rıza makamı denir. Bu makamda, kul Yüce rabbinden razı olur; Yüce Allah da ondan razı olur. İşte kamil insanların hali ve sıfatı budur. Bundan başka bir itikat, Allah ile bütünleştiğini, O’nun zatında kaybolduğunu, Allah’ın ona hülul ettiğini, O’nu baş gözü ile bir mekanda gördüğünü söylemek küfürdür.
Okuma Parçası : Kaptansız Gemi
İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye (rah) bir grup inkarcı insan gelmişti. Bunlar Allahu Teala'nın varlığını ve alemlerin yaratıcısı olduğunu inkar ediyorlardı. Bu meseleyi İmam-ı Azam'la tartışmak ve müslümanları şüpheye düşürmek isityorlardı.Adamların niyet ve dertlerini bilen İmam-ı Azam (rah), söze şöyle başladı:
"Bu konuya girmeden önce size bir şey soracağım: Şu Dicle nehrinde bir gemi var. Başında bir kaptan, içinde bir yardımcı eleman yokken, kendi başına hareket ediyor, sahile yanaşıyor, içine yiyecek, içecek ve bir sürü malzeme dolduruyor; sonra kendi başına yol alıyor, gideceği yere gidiyor, bu yükleri orada boşaltıp geri dönüyor. Siz buna ne dersiniz? Adamlar hep bir ağızdan:
"Bu olacak iş değil, böyle bir şey kesinlikle meydana gelemez. Kendi başına bir geminin bunları yaptığı nerede görülmüş?" dediler. O zaman İmam gereken cevabı verdi:
"Bir geminin tek başına bu işleri yapması imkansız olunca, üstüyle altıyla şu koca kainatın kendi başına kurulması, hareket etmesi, içinde bunca varlıkların yaşaması nasıl mümkün olur? Adamlar sustular, bu alemin ve kendilerinin sahipsiz olamayacağını fark ettiler. 5
İmamın önünde müslüman oldular. 6


____________
1
Şura, 11.
2
Ebu Nuaym, VI, 67; Tabarani, el-Vasit, No:6311; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 81; Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azamet, No:4-5.
3
Kadızâde, Tam Amentü Şerhi, 32-33. Nebhani, Cevahiru’l-Bihar, I, 265. (Söz, Ebu’l-Meali el-Cüveyni’ye nisbet edilmiştir.)
4
Şa’rani, el-Yevakıt ve’l-Cevahir, I, 58.
5 Bkz: Aliyyü'l-Kâri, Şerhu FIkhı'l-Ekber, 22.
6 Hâfız b. Ahmed Hakemî, Meâricü'l-Kabul, I, 65-66.Bu bölüm Semerkand Yayınlarının Temel İnanç Esasları “Dr.Dilaver Selvi” isimli kitabından alınmıştır.

_________________
kalbinin üzerine yönel ve onu ismi celal ile yani allah lafzı ile döv ... ta ki sen susarken o allah değinceye kadar............




En son tarafından Perş. Ekim 11, 2007 1:39 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ilahiask.all-forum.net
SiVasLi
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 7808
Yaş : 29
Yaşadığın yer : Almanya
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : InSaNLaR ..
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : ....
Kayıt tarihi : 16/03/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Çarş. Nis. 04, 2007 9:33 am

ALLAH razi olsun canim..

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
.GaRiP YoLCu 58.
İlahiaşk Kardeşimiz
İlahiaşk Kardeşimiz
avatar

Mesaj Sayısı : 1953
Yaş : 107
Yaşadığın yer : Bataklik !
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : ...
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : ...
Kayıt tarihi : 22/03/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Çarş. Nis. 04, 2007 9:47 am

sivasli demiş ki:
ALLAH razi olsun canim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
NuR-YuzLuM
İlahiaşk Kardeşimiz
İlahiaşk Kardeşimiz
avatar

Mesaj Sayısı : 1064
Kayıt tarihi : 20/03/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Çarş. Nis. 11, 2007 12:34 am

allah razi olsun payla$im için
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
beneft
Misafir
avatar


MesajKonu: iman   Cuma Mayıs 25, 2007 4:50 am

HUTBE-İ HÂCE

Hamd, ancak Allah içindir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür.
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âl-i İmrân, 3/102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir” (Nisâ, 4/1)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur”(Ahzâb, 33/70-71)
Şüphesiz, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelâm’ı, yolların en güzeli Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sellem yolu ve işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Sonradan uydurulup dine sokulan her yenilik bid’at ve her bid’at sapıklıktır.ve her sapıklık da ateştedir.
Allah’ın “Birliği hususunda, yine Allah’ın bizi başarıya ulaştıracağına kesinlikle inanarak deriz ki: Allah Bir’dir ve hiç bir ortağı yoktur.
O’na benzeyen hiç bir şey yoktur.
O’nu aciz bırakacak hiç bir şeyde yoktur.
Ondan başka hiç bir ilah mevcut değildir.
Allah, başlangıcı olmayan Kadim ve sonu gelmeyecek şekilde devamlıdır.
Allah’ın varlığı hiç bir şekilde son bulmaz ve yok olmaz.
Ancak Onun dilediği olur.
Allah’a vehimler ve zanlar ulaşamaz; düşünceler O’nu idrak edemez.
Allah, hiç ölmeyecek olan Hayy (Diri), hiç uyumayan Kayyum dur.
Yarattığı şeylere ihtiyaç duymayan yaratan ve yarattıklarının rızkını güçlüğe düşmeden verendir.
Allah, korkuya kapılmadan öldüren (Mümit) ve hiç bir güçlüğe düşmeden yeniden diriltendir.
Allah, yarattıklarından önce, sıfatları ile birlikte Kadim idi. Allah’ın sıfatlarından, önce yok iken mahlukatın var olması ile sonradan var olup ilave olunan hiç bir sıfatı yoktur. O sıfatlarıyla ezeli olduğu gibi aynı şekilde bu sıfatları üzere ebedidir.
Allah, mahlukatı yarattıktan bu yana “Halik” ismini beriyyeyi de yaratmasından bu yana “Bari” ismini almış değil. O, bunlardan önce de Halik ve Bari idi.
Allah’ın yaratıcı ve terbiye edici sıfatı vardır. Buna karşılık yaratılmışlık ve büyütülüp terbiye edilmiş anlamı yoktur.
Nitekim Allah, mahlukatı dirilttikten sonra “Muhyi’l-Mevta (ölüleri dirilten) ismini almış değildir. Aynı şekilde bunları ilk defa icad etmesiyle Halik ismini almamış olup O bunlardan önce de ölüleri dirilten ve mahlukatı yaratan idi.
Bütün bunlar, Allah’ın her şeye gücünün yetmesinden, tüm eşyanın Ona muhtaç olmasından ve bu işlerin Allah’a kolay gelmesindendir. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir. Allah’ın hiç bir benzeri yoktur. O Semi’ ve Basir’ dir, her şeyi hakkıyla duyar ve görür.
Allah mahlukatı ezeli ilmine uygun olarak yaratmıştır.
Allah mahlukatın kaderini tayin etmiş, onlar için belli ölçüler koymuştur.
Mahlukatın ecellerini de tayin etmiştir.
Yaratıklar daha yaratılmadan önce, işleyecekleri fiillerden hiç bir şey Allah’a gizli kalmış değildir. Allah, mahlukatı yaratmadan önce onların yapacakları şeyleri kesinlikle bilmektedir.
Bunun üzerine Allah, onların kendisine itaat etmelerini emretti ve O’na karşı günah işlemekten de nehyetti.
Her şey Onun kudreti dilemesi (meşiet) ile meydana gelir. Olup bitenler hakkında ancak Allah’ın meşieti geçerlidir. Allah’ın dilediğinden başka kulların hiç bir iradesi yoktur. Allah’ın insanlar için dilediği olur, dilemediği ise olmaz.
Allah kendisinden bir fazilet olarak, dilediğini doğruya iletir, korur ve afiyet bahşeder; ve yine adaletinin gereği olarak dilediğini yardımından mahrum eder, imtihana tabi tutar ve saptırır.
Bunların tümü, fazileti ve adaleti arasında Allah’ın maişeti dairesinde dönüp dolanır.
Allah, kendisine zıt ve benzer olabilecek şeylerden çok çok yüce ve beridir.
Allah’ın kazasını reddedecek olan hükmünü tehir edecek olan ve emrine üstünlük sağlayacak olan hiç bir kimse yoktur.
Biz bunların tümüne iman ettik ve hepsinin Allah tarafından olduğuna kesinlikle kanaat getirdik
Tevhid konusunda olduğu gibi deriz ki: Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın seçkin kulu, üstün nebisi ve kendisinden razı olduğu Rasulüdür.
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), peygamberlerin sonuncusu, müttekılerin imamı, peygamberlerin önderi ve alemlerin Rabbi olan Allah’ın
O’nun peygamberliğinden sonra ortaya atılacak olan her çeşit peygamberlik davası sapıklık ve nefsin arzusuna uymaktan ibarettir.
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), cinlerin ve insanların tümüne gönderilmiş olup hak ve hüda, nur ve ziya ile gelen iki cihan peygamberidir.
Kur’an, Allah Taala’nın kelamıdır ve O’ndan nasıl olduğu bilinmeksizin söz olarak çıkmış, Allah bunu peygamberine vahiy olarak indirmiş ve müminler de bu minval üzere tasdik etmişler ve Kur’an’ın, Allah’ın hakiki kelamı olup mecaz olmadığına kesinlikle iman edip kanaat getirmişlerdir.
Kim Kur’an dinler ve dinlediği Kur’an’ın insan sözü olduğunu iddia ederse küfre girmiş olur. Allah bu tür iddia sahibini “Onu cehenneme atacağım” diyerek kınamış, ayıplamış ve onu cehennemle tehdit etmiştir. Allah, Kur’an için “Bu, beşer sözünden başka bir şey değil” (Müddesir, 74/25) diyeni cehennem ile tehdit edip o kişinin cehennemlik olduğunu bildirince biz anlamış oluyoruz ki, Kur’an, beşerin yaratıcısının sözüdür ve insan sözü Kur’an’a asla benzemez. Kim Alah’ı insanda bulunan sıfat ve anlamda vasfederse mutlaka küfre girmiş olur. Bu gerçeği gören biri ibret alır da artık kafirlerin ileri sürdüğü bu tür sözlerden kaçınır ve neticede anlar ki, Allah Talanın sıfatları var diye insana benzeyecek değildir.
Cennetlik Müminlerin Allah’ı görmesi, Rabbimizin Kur’anda “O gün Rablerine bakan pırıl pırıl yüzler vardır” (Kıyamet, 75/23) buyurduğu gibi ihata ve keyfiyet söz konusu olmaksızın haktır. Bu ayetin tefsiri, Allah Teaala’nın murad ettiği ve bildiği şeyden ibarettir. Peygamberden (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda varid olan sahih hadisler gibidir. Bunların manası Peygamber bu hadislerden ne kasdetti ise ondan ibarettir. Bu konuya, görüşlerimizle tevil ederek ve tahminlerimizle zanlarda bulunarak girmeyiz. Çünkü dini konuda selamete eren kimse, Allah (c.c) ve Resulüne (sallallahu aleyhi ve sellem) teslim olan ve kendisine karışık gelen hususu o konuyu iyi bilene havale eden kimsedir.
İslamın varlığı ancak teslimiyet ve itaat ile mümkün olur. Öyleyse her kim öğrenilmesi yasak edilen şeyi öğrenmeye meyleder ve anlayışı teslimiyet ile kanaat getirmezse onun bu arzusu kendisini Allah’ın birliğine olan katıksız Tevhid inancından saf bilgi ve sahih imandan alıkoyar.
Bunun üzerine kişi, küfür ile iman, tasdik ile tekzib, ikrar ile inkar arasında vesveseci, dağınık şüpheci bir şekilde ne tasdik eden ne de inkar eden bir yalancı durumuna gelmeden bocalar durur
Bir kimsenin cennetliklerin Allah’ı görmesine dair imanı, ruyetin tahakkukunu vehmetmesi yahut tevil etmesi suretiyle sahih olmaz. Çünki ruyetin ve Allah’a ait mananın tevili, ancak ve ancak tevili terkedip teslimiyete sarılmak suretiyle olur. Peygamberlerin getirdiği dinler de bundan ibarettir. Allah’ın sıfatlarını inkar etmekten ve Allah’ı mahlukatına benzetmekten sakınmayan kimse sapıtır ve tenzih akidesine varamaz. Zira Yüce Rabbimiz Vahdaniyet ve Ferdaniyet sıfatları ile mevsuftur. Mahlukattan Onun sahip olduğu sıfatlara sahip olan hiç bir kimse yoktur.
Allah sınır ve gayelerden, erkan, aza ve edavattan beridir. Altı yön, mahlukatı kuşattığı gibi Allah’ı kuşatamaz.
Miraç haktır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) gece yolculuğuna götürüldü ve uyanık halde şahsı ile semaya çıkartıldı. Daha sonra Allah’ın dilediği yüce makamlara götürüldü. Allah kendisine dilediği şeyle ikramlarda bulundu ve kuluna vahyetmiş olduğu şeyleri vahyetti.
Allah Teala’nın, Hz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine bir rahmet olarak ikram etmiş olduğu Havuz haktır.
Ümmet-i Muhammed için hazırladığı şefaat de hadislerde anlatıldığı şekliyle haktır.
Allah Teala’nın Adem (aleyhisselam)’dan ve zürriyetinden almış olduğu misak haktır.
Allah Teala ezelde, cennete gireceklerle cehenneme girecek olanların sayısını bilmiş ilmi ile ihata etmiştir. Bu sayı ne artırılabilir ne de noksanlaştırılır.
Aynı şekilde insanların yapacakları fiilleri de Allah ezelde toptan bilmektedir. Herkese kendi için yaratılan işleri yapmaya imkan verilir. Ameller ise son işlenen amele göre değerlendirilir. Said ve Şaki, Allah’ın hükmü ve takdiri ile cennetlik ve cehennemlik olmuştur.
Kaderin esası, Allah Teala’nın mahlukatı hakkındaki sırrından ibarettir. Bu sırra ne bir meleki mukarreb ve ne de bir nebiyy-i mürsel muttali olmuş değildir. Bu konuda derinleşmek ve düşünceye dalmak başarısızlığın sebebi, sapıklığa götüren merdiven ve azgınlığa giden bir yoldur. Öyleyse bu hususta görüş, fikir ve düşünce beyan etmekten kaçının. Çünkü Allah Teaala, kader ilmini insanlardan gizlemiş ve kader hakkında bilgi edinme isteğinden de onları menetmiştir. Nitekim Allah Teaala şerefli kitabında şöyle buyuruyor:
“Allah yaptığından sorumlu tutulmaz, insanlar ise yaptıklarından dolayı sorguya çekileceklerdir.” (Enbiya, 21/23)
Öyleyse Allah bir şeyi neden böyle yaptı diye soran kimse kitabın hükmünü reddetmiş olur. Kitabın hükmünü reddeden ise artık kafirlerden sayılır.
İşte, Allah dostlarından kalbi nurla dolmuş olan kimselerin ihtiyaç duyduğu şeylerin tümü bundan ibarettir. Bu ilimde ihtisas sahibi kişilerin elde ettiği derecedir. Zira ilim iki kısımdır.
Birisi, mahlukat arasında mevcut olan ilim, diğeri de mahlukatta mevcut olmayan ilimdir. Mevcut olan ilimin inkarı ve gayb ilminin de mevcudiyetinin iddia edilmesi küfürdür. İman, ancak mevcut ilmin kabulü ve kader ilmi olan mefkud ilminin istenmesinin de terkedilmesi ile olur.
Levh’e, Kalem’e ve Levh’te yazılmış olanların tümüne iman ederiz. Mahlukatın hepsi bir araya gelse Allah Teala’nın Levh’te varolacağını yazdığı şeyin yok olması için uğraşsa buna güçleri yetmez. Yine Allah’ın olmasını yazmadığı bir şeyin olması için toplanıp uğraşsalar buna muvaffak olamazlar. Kıyamete kadar olacak şeyleri kalem yazmıştır. Kulun başına gelmeyen şey, demek ki ona isabet edecek değildir.
Öyleyse kulun üzerine düşen yaratıklarından var olacak her şey hakkında Allah’ın ilminin öne geçtiğini bilmesidir. Kul bilmelidir ki, Allah bu ilmini dilemesi ile kesin ve kaçınılmaz bir şekilde takdir etmiştir. O’nun bu ezeli ilmine dayalı takdirini mahlukatından tehir edecek, giderecek, bozacak, noksanlaştıracak ve fazlalaştıracak olan hiç bir kimse yoktur. İşte kulun bu tutumu iman akdinden dinin temellerinin bilinmesinden, Allah Teaala’nın Bir’liğini ve Rububiyetinin itiraf edilmesinden dolayıdır.
Nitekim Yüce Allah’a kitabında “O her şeyi yaratıp belli nizama koymuş geçmişini geleceğini taktir etmiştir “ (Furkan, 25/2) ve “Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir ” (Azhab, 33/38) buyurmuştur.
Kader konusunda Allah’a hasım olana ve bu hususta görüşüne temel olarak hasta bir kalp hazırlayan kimseye yazıklar olsun. Bu kimse kuruntusu ile gayp ilminin araştırılması konusunda gizli olan sırra yönelmiş ve bu hususta söylediği fikirlerden dolayı iftira eden bir yalancı durumuna düşmüştür.
Allah’ın Kur’an’da beyan etmiş olduğu üzere, Arş ve kürsi haktır. Şanı yüce Allah’ın Arşa ve daha aşağısındaki şeylere ihtiyacı yoktur. Allah her şeyi ve bunun üzerindeki Arşı ihata etmiştir. Kendisini ihata etmekten ise mahlukatını aciz bırakmıştır.
Allah Teala’nın, Hz. İbrahim’i dost edindiğini ve Hz. Musa’yla da konuştuğunu bir iman, tasdik ve teslimiyet olarak ifade ediyoruz.
Meleklere, peygamberlere ve peygambere indirilen kitaplara iman eder peygamberlerin apaçık doğru üzere olduklarına şahadet ederiz.
Kıblemize doğru namaz kılanların Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in getirdiği ve kendisine ait olarak söylediği, haber verdiği şeyleri itiraf ve tasdik ettikleri müddetçe müslüman olduklarını kabul ederiz.
Yüce Allah hakkında münakaşaya dalmayız. Allah’ın dini konusunda da birbirimizle çekişmeyiz.
Kur’an hakkında mücadele etmeyiz. Biliriz ki Kur’an Alemlerin Rabbinin kelamıdır. Onu, Ruhu’l-Emin olan Cebrail indirmiş ve peygamberlerin efendisi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e öğretmiştir. Yine bilmekteyiz ki, Allah’ın kelamına mahlukatın kelamından hiç bir şey denk olamaz. Kur’an’ın yaratılmış olduğuna inanmayız ve bu hususta Ehli Sünnet ve’l-cemaata muhalefet etmeyiz.
Ehli kıbleyi günahı helal saymadığı müddetçe hiç bir çeşit günahtan dolayı tekfir etmeyiz, yani kafir olduğunu söylemeyiz.
İman etmekle birlikte, günah işleyene bu günahın zarar vermeyeceğine de inanmayız.
Müminlerden güzel amel işleyen kimseleri Allah’ın affetmesini ve onları rahmeti ile cennete sokmasını umarız. Onlar hakkında emin olamayız ve cennete gireceklerine şehadet edemeyiz. Kötülük yapmış olanların affedilmesini diler, endişe duyarız ama onlardan ümit kesmeyiz.
Her halü karda amellerinin kabul edilip cennete gireceğinden emin olmak ve Allah’ın rahmetinden ümidini kesmek kişiyi dinden çıkarır. Buna karşılık ehli kıble için hak ümit ve yeis arasındadır.
Kul ancak kendisini iman dairesine sokan şeyleri inkar etmekle imandan çıkar.
Allah Teala’nın Kur’an’ın şeriat ve din olarak indirdiği ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in de bu hususda sahih olarak beyan ettiği şeylerin tamamı haktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
beneft
Misafir
avatar


MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Cuma Mayıs 25, 2007 4:50 am

İman tektir iman eden kimseler de imanın aslında eşittirler. Gerçekte
müminlerin arasındaki üstünlük ise takva Allah’a karşı gelmekten
korkmak, nefsi arzulara uymamak ve daha layık olana sımsıkı bağlanmak
suretiyle elde edilir.
Müminlerin tümü Allah’ın dostudur. Allah katında en değerlileri ise daha itaatkar olanları ve Kur’an’a en çok uyanlarıdır.
İman
konuları, Allah’a meleklerine kitaplarına peygamberlerine ahiret gününe
iman etmek öldükten sonra dirilmeye, kader yani hayır ve şer acı ve
tatlı her şeyin Allah’tan geldiğine inanmaktan ibarettir.
Biz
bunların tümüne iman ederiz ve Allah’ın peygamberlerinden hiç birini
diğerinden ayırd etmeyiz. Hepsinin de Allah’tan getirdiği şeyleri
tasdik ederiz.
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in
ümmetinden olan büyük günah sahipleri tevbe etmemiş bile olsalar, iman
edip Allah’ı tanıdıktan sonra tevhid inancına sahip olarak öldüklerinde
cehennemde ebedi bırakılmazlar. Bunlar Allah’ın dilemesi ve hükmüne
tabidirler. İsterse onları kitabında:
“Şüphesiz ki Allah kendisine
ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışında dilediği kimseyi affeder”
(Nisa, 4/48) şeklinde buyurduğu gibi fazileti ile affeder ve bağışlar;
isterse onlara adaleti ile cehennemde azap eder daha sonra da bunları
cehennemden kendi rahmeti itaatkar kimselerden olan şefaatçilerin de
şefaati ile çıkartır ve cennetine gönderir. İşte Allah’ın bu muamelesi
kendini tanıyanların dostu olmasından ve bu kullarını Allah’ın
hidayetini yitiren O'nun dostluğuna erişemeyen inkarcı kimseler gibi
bir tutmamasından ileri gelir.
Ey İslam’ın ve müslümanların sahibi olan Allah’ım bizi İslam’dan ayırma.
Ehli
kıbleden olan her iyi ve facir kişinin arkasında namaz kılmayı ve
bunlardan ölenlerin cenaze namazını da kılmayı da caiz görürüz.
Ehli
kıbleden hiç birini ne cennete sokar ne de cehenneme atarız. Onlardan
şirk, küfür ve nifak gibi her hangi bir şey belirmediği müddetçe kafir
olduklarına, şirk koştuklarına ve münafık olduklarına şehadet etmeyiz.
Onların gizli kalan şeylerini Allah Teala’ya bırakırız.
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in ümmetinden, katli vacip olanlar hariç hiç birine kılıç çekmeyi caiz görmeyiz
Devlet
idarecimiz olan imamlarımıza ve işlerimizi üslenen yöneticilerimize
zulmetseler bile karşı çıkıp isyan etmeyiz. Aleyhlerinde bulunmayız ve
onlara itaat etmekten geri durmayız. Günah işlemeyi emretmedikleri
müddetçe onlara itaat etmeyi yüce Allah’a itaat etmek gibi farz
biliriz. Onların islah olmaları ve düzelmeleri için dua ederiz.
Sünnete ve ehli sünnet cemaatine uyar, ayrılıktan, ihtilaftan ve parçalanmaktan kaçınırız.Adil davranan ve emanete riayet edenleri sever, zulüm işleyen ve emanete hainlik edenlere kalben kin besleriz.
Bilinmesi bize karışık ve güç gelen şeyler hususunda Allah daha iyisini bilir der ve öylece inanırız.
Hadisi şerifte anlatıldığı gibi yolculukta ve mukım iken mestler üzerine meshetmeyi caiz görürüz.
Hac
ve cihad müslümanların imamlarından ister iyi, ister facir olsun
ulülemir ile birlikte kıyamete kadar devamlı yapılacak olan iki
farzdır. Bu iki farz ibadetini hiç bir şey iptal edemez ve kaldıramaz.
Kiramen
katibin meleklerine ve Allah’ın onları üzerimize koruyucu ve
yaptıklarımızı yazan şerefli varlıklar olarak tayin ettiğine iman
ederiz.
Bütün canlıların ruhlarını almakla görevlendirilmiş olan ölüm meleğine iman ederiz.
Hak
edenlerin kabir azabı ve nimetini göreceğine; Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) ‘in hadisleri ile ashabından (radiyallahu anh) gelen
haberlere göre ölüye kabrinde Münker ve Nekir meleklerinin kişinin
Rabbinden, dininden ve peygamberinden süal soracağına da iman ederiz.
Kabir ise ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Öldükten
sonra dirilmeye, kıyamet günü amellerin karşılığının verileceğine,
dünyada yapılan amellerin sunulacağına, hesabın görüleceğine, amel
defterinin okunacağına, sevaba, azaba, Sırata ve Mizana iman ederiz.
Cennet
ve cehennem yaratılmış olup ebediyyen sona ermez. Allah cennet ve
cehennemi mahlukattan önce yaratmıştır. Bu ikisine girecek olanları da
yaratmıştır. Öyleyse bu kimselerden dilediğini fazileti ile cennete
atar dilediğini de adaleti ile cehenneme atar. Zaten insanlardan her
biri kendileri için takdir edilmiş bulunan cennet yahut cehennemi hak
edecek olan işleri yaparlar.
Hayır ve şerde önceden kullar hakkında takdir ve tayin olunmuştur.
Fiilin
meydana gelmesi için gerekli olan istitaat (yani kudret ve kuvvet) fiil
ile beraber bulunur. Bu istitaat fiiilin meydana gelmesi için kesin
başarı açısından söz konusu olup bununla mahlukatın vasfolunması caiz
değildir. Fakat sıhhat, güç, fiile elverişli durum ve azaların sağlam
oluşu cihetinden söz konusu olan istitaat fiilden önce bulunur. Kişiyi
sorumlu tutan hitap ta bunlara bağlıdır. Nitekim Yüce Allah:
“Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği ile mesul tutar.” buyurmuştur. (Bakara: 2/286)
Kulların fiilleri Allah’ın yarattığı şeyler olup kullar açısından da kendilerine mal ettikleri işleridir.
Allah
Teaala kulları ancak güç yetirebilecek şeylerden sorumlu tutar. Onlar
da Allah’ın kendilerini muktedir kıldığı şeylere güç yetirebilirler. Bu
da (la havle ve la kuvvete illa billah) “Güç ve kuvvet ancak Allah’tan
dır” sözünün tefsiridir. Allah’a isyan etmekten korunmak için hiç bir
kimsenin Allah’ın yardımından başka ne bir kudreti ne bir hareketi ve
ne de bir çaresi mevcut değildir. Yine bir kimsenin Allah’a itaat
etmesi ve itaatinde devam etmesi için Allah’ın muvaffak kılmasından
başka bir kudreti yoktur.
Her şey Allah Teala’nın dilemesiyle, ilmi
kazası ve kaderi ile meydana gelir. Allah’ın dilemesi her türlü dilek
ve iradeye üstün çıkar. Yine onun kazası her çeşit hile ve çareye galip
gelir. Allah dilediği şeyi yapar ve ebediyyen de zalim değildir. O her
türlü kötülük ve zulümden uzaktır. Her çeşit ayıp ve kusurdan beridir.
Allah yaptıklarından sorumlu değildir; kullar ise yaptıklarından
sorulacaklardır.
Sağ olanların yaptıkları dua ve verdikleri sadakalarında ölüler için fayda vardır.Allah Teaala duaları kabul eder ve ihtiyaçları giderir.
Allah
her şeyi mülk edinir. Buna karşılık hiç bir şey Onu mülk edinemez.
Allah’a göz açıp yumacak kadar bir zaman için bile ihtiyaç duymamak
olacak şey değildir. Kim Allah’tan bir an bile müstağni kalacak olursa
küfre girer ve hüsrana uğrayanlardan oluverir.
Allah Teala hem
gazaba gelir kızar ve hem de razılık gösterip hoşnut olur. Fakat Onun
kızması ve razı olması insanlardan hiç birininkine benzemez.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabını sever onlardan hiç birinden uzaklaşmaz ve sevgisinde de aşırı gitmeyiz.
Onlara
buğz edenlere ve onları hayır dışında bir şeyle ananlara biz de
buğzederiz. Biz Sahabeyi ancak hayırla yadederiz. Onları sevmek din,
iman ve dinde samimiyet; onlara buğzetmek ise küfür, münafıklık ve
azgınlıktır.
Allah Rasulünden sonra hilafetin ümmet-i Muhammedin en
faziletlisi ve en önde geleni olarak Ebu Bekir’e (radiyallahu anh) ait
olduğunu, ondan sonra Ömer b. el-Hattab’a (radiyallahu anh) ondan sonra
Osman b. Affan’a (radiyallahu anh) sonra da Ali b. Ebi Talib’e
(radiyallahu anh) ait olduğunu kabul ve beyan ederiz. Bunlar Hulefa-i
Raşidin ve insanları doğruya ve hidayete erdiren imamlardır. Allah
hepsinden razı olsun.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in
cennetlik dediği ve cennete gireceklerini müjdelediği on kişinin
Rasulullah’ın şehadeti üzerine cennete gireceklerini müjdelediği on
kişinin Rasulullah’ın şehadeti üzerine cennete gireceklerine şahidlik
ederiz. Bu konuda Peygamberin sözü haktır. Bu on kişi de şunlardır: Ebu
Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d, Said, Abdurrahman b. Avf
ve Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır ki O bu ümmetin eminidir. Allah hepsinden
razı olsun.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı
ezvac-ı tahiratı (temiz zevceleri) ve zürriyetleri hakkında güzel söz
söyleyen nifaktan uzak durmuş demektir.

Sahabe Tabiun ve onlardan
sonra gelen hayır ve eser sahibi fıkıh ve düşünce ehli olan selef
alimleri de ancak güzellikle yadedilirler. Kim onları kötülükle anarsa
doğru yoldan çıkmış demektir.
Evliyaların kerametleri haktır fakat Evliyadan hiç birini peygamberlerden
(aleyhisselam) hiç birine üstün tutmayız. Bize göre bir tek peygamber
bütün velilerden daha üstündür.
Evliyanın kerametlerinden ve güvenilir ravilerden ulaşan rivayetlerine ait şeylere iman ederiz.
Deccal’in
çıkmasına, İsa (aleyhisselam)’ın gökten inmesine iman eder ve yine
kıyamet alameti olarak güneşin batıdan doğacağına ve Dabbetü’l-Arz’ın
yerinden çıkacağına inanırız.
Kahin ve müneccim ile kitap sünnet ve icmai ümmete muhalif herhangi bir şey iddia edenleri asla tasdik etmeyiz.
Birliği ve beraberliği hak görür parçalanmayı sapıklık ve azap olarak görürüz.
Gök
ve yerde Allah’ın dini tektir o da İslam dinidir. Nitekim Allah Teala:
“Şüphesiz Allah katında din İslam’dır” (Al-i İmran, 3/19) ve yine “Din
olarak size İslam’ı seçtim.” (Maide, 5/3) buyurmuştur.
İslam Dini,
ifrat ile tefrit, Allah’ı mahlukata benzetme inancı ile Allah’ın
sıfatlarını inkar etmenin; Cebriyye ile Kaderiyye ve aldırmayacak kadar
emin davranma ile ümititsizlik arasında orta bir yoldur.
İşte gizli
ve açık olarak dinimiz ve itikadımız bundan ibarettir. Biz, buraya
kadar söylediğimiz ve açıkladığımız inanç esaslarına aykırı
düşünenlerden uzağız.
Allahu Teala’dan İslam üzerine devamlı
kalmamızı ve son nefesimizi İslam ile yaşamamızı diler, bizleri çeşitli
batıl arzulardan, yanlış fikirlerden, Müşebbihe, Mutezile, Cehmiyye,
Kaderiyye’ye sapıp Ehli Sünnet ve’l Cemaat’in dışına sapmaktan
korumasını niyaz ederiz. Biz onlardan uzağız. Onlar, bizce sapıktırlar.
Ve kabule şayan değillerdir.
Batıldan korunmak ve Hak yolda muvaffak olmak Allah’tandır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GuLcIcEk
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 51
Yaşadığın yer : ••• ραяιѕ •••
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : ••• ogrenci •••
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : ••• Allah de kabim •••
Kayıt tarihi : 30/05/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Çarş. Mayıs 30, 2007 10:11 pm

paylasim icin tsk aro ! ! !
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.YaRaLiYiM.FoRuMAcTiF.CoM
NuR-YuzLuM
İlahiaşk Kardeşimiz
İlahiaşk Kardeşimiz
avatar

Mesaj Sayısı : 1064
Kayıt tarihi : 20/03/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Perş. Mayıs 31, 2007 12:58 pm

**evet bilgilendirdiginiz içn ALLAH razi olsun**
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
beneft
Misafir
avatar


MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Çarş. Haz. 13, 2007 2:00 am

Allah’ın İsim ve Sıfatlarını Bilmenin Önemi
Muhakkak Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmek, mânâsını iyice anlamak, gereğiyle amel etmek ve onlarla Allah’a dua edip O’ndan istemek, kulların kalplerinde; yaratıcıyı yüceltme, O’nu takdîs ederek her türlü eksiklik ve kusurdan tenzîh etme ve O’nu sevme, O’nu umut edip arzulama ve O’ndan korkma, O’na tevekkül etme (dayanma) ve O’na dönme hasletlerini oluşturur. Öyle ki yaratıcı onların kalplerinde, ne zâtında ne de sıfatlarında hiçbir ortağı bulunmayan en yüce örnek olur. Hiç kimsenin, onların kalplerindeki bu yer gibi bir yeri yoktur. İşte böylece kul kalbî tevhidi gerçekleştirmiş olur. Yine böylece Allah için kulluk gerçekleşmiş, kalpler O’nun büyüklüğüne boyun eğmiş ve nefisler O’nun azametinden durulmuş olur.
İlimlerin en faziletlisi dînî ilimler olunca, bizim Allah’ı bilip tanımamızı sağlayan ilim, doğal olarak kendi dışındaki dînî ilimlerin en faziletlisi olmaktadır. Çünkü bu ilim bize Allah Azze ve Celle’yi tanıtmakta ve O’nun hakkında bilgi sâhibi olmamızı sağlamaktadır. “Üstelik kalplerin hayat bulmasının, nimet ve huzura kavuşmasının tek yolu, Rabbi, ma’bûdu ve yaradanını isimleri, sıfatları ve fiilleriyle bilip tanımasıdır.”
İşte bu noktadan hareketle tevhidin iki rüknünden biri sayılan İsim ve Sıfat Tevhidini bilip tanımamız bizim için kaçınılmaz bir gerek olmaktadır. Çünkü peygamberlerin getirdiği tevhid iki çeşittir: İlimde ve i’tikâdda tevhid, irâde ve kasıtta (amaçta) tevhid. Bunlardan ilkine, haber verme ve marifetle (bilgi) olan ilgi ve alâkası nedeniyle ilmî tevhid, ikincisine kasıt ve iradeyle olan ilgi ve alâkası nedeniyle de kasdî-irâdî tevhid adı verilir. Tevhidin ilk çeşidi olan ilmî tevhidin dayanağı, âlemlerin Rabbi Allah’a âit kemâl (olgunluk) sıfatlarını ispat etmek, O’ndan teşbîh ve misâli nefyetmek ve O’nu bütün kusur ve eksikliklerden tenzîh etmektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
^^DivanE^^
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 1724
Yaş : 32
Yaşadığın yer :
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? :
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? :
Kayıt tarihi : 09/06/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Cuma Ekim 12, 2007 4:57 am

a.r.o
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
dj_askdenizi
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 44
Yaş : 31
Yaşadığın yer : istanbul
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : yürekten insanların olması sevindirdi beni
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : allah(c.c.)yolumuzu bu yana çevirdi inşaallah vardır bir hayır deyip dustum ilahi-aşk yoluna.
Kayıt tarihi : 12/01/08

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   C.tesi Ocak 12, 2008 7:24 am

ALLAH razı olsun bılgılerınız için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ÇEÇEN
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 12
Yaşadığın yer : ağrı
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : islami konular
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : arayan bulur
Kayıt tarihi : 26/12/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Paz Ocak 13, 2008 7:36 am

ALLAH razı olsun çok yararlı bir konu emeğine sağlık
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hicret58
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 2638
Yaşadığın yer : türkiye
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tafsiyeyle
Kayıt tarihi : 20/08/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Paz Ocak 13, 2008 7:41 am

bilğilendiremeleriniz için teşekkürler a.r.o supersin süpesiniz MAŞALLAH
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tuhana
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 5461
Yaş : 27
Yaşadığın yer : KONYA
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : Dostluk ve birbirinden güsel paylaşımlar...MAŞALLAH ve BAREKALLAH!!!
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : çileye eyvALLAH diyenlerin mekanında...
Kayıt tarihi : 30/10/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Salı Şub. 26, 2008 6:37 am

a.r.o ...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seyfofen
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11829
Yaş : 113
Yaşadığın yer : bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir !!!
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : herşeyiyle süperrr
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : hemşom sağolsun :@
Kayıt tarihi : 19/03/07

MesajKonu: Geri: Allah'a iman   Salı Şub. 26, 2008 6:43 am

ALLAH C.c razı olsun .emeğine yüreğine sağlık kurban.:)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Allah'a iman   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Allah'a iman
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Rüyada ALLAH (c.c) görmek
» Meleklere Iman
» Bu DUA'yı okuyanın ALLAH(C.C) bütün hacetlerini görür

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: