iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Öfke ve Kızgınlık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: Öfke ve Kızgınlık   Perş. Haz. 12, 2008 10:45 am

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Allah'tan korkanlar, öfkelerini yenenler ve insanların kusurlarını affedenlerdir. ALLAH (C.C.) da iyilik yapanları sever." (Al-i İmran; 194)
Hz. Peygamber (S.A.V) de hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Her kim öfkesini yenerse, ALLAH (C.C.) o kimseden azabını men eder. Her kim Rabb'ine istiğfar ederse ALLAH (C.C.) onun istiğfarını kabul eder. Her kim dilini kötü söylemekten muhafaza ederse ALLAH (C.C.) o kimsenin ayıplarını örter."(Beyhaki)
Öfke kötü bir huydur ve onun aslı kalpte yanan bir ateştir. Onun kaynağı ise şeytana dayanır. Çünkü şeytan Hz. Adem'in kendisinden daha üstün bir varlık olarak yaratılmasına kızmıştı. Bundan dolayı öfkesi çok olan bir kimse şeytana yakın olur.
Ebu Said el-Hudri (R.A)'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
"Öfke cehennem ateşinden bir kordur. Ona tutulanınız, eğer ayakta ise otursun, eğer oturuyorsa uzansın." (Ebu Davud)
Yine Ebu Said el-Hudri (R.A)'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
"Öfkeden sakınınız, çünkü öfke insanoğlunun içinde yanan bir ateştir. Baksanıza içinizdeki öfkelilerin nasıl gözleri kızarıyor ve boyun damarları şişiyor. İçinizden biri öfkelendiği zaman yere uzansın ve vücudunu toprağa değdirsin ya da abdest alsın.
Çünkü su ile toprak, ateşi söndürür. Öyleleriniz var ki; çabuk öfkelenir ve öfkesi çabuk geçer. Bu huylarının biri ötekini karşılar, yani biri diğerine kısas olur. Bunun yanında öyleleriniz var ki; geç öfkelenir ve öfkesi de zor geçer. Bu huylarından biri, diğerini karşılar. En iyileriniz geç öfkelenen ve öfkesi çabuk geçenlerinizdir. En kötüleriniz de çabuk öfkelenip de öfkesi geç dinenlerinizdir." (Tirmizi)
Anlatıldığına göre, Halife Ömer bin Abdulaziz bir gün bir sarhoş gördü. Adamı yakalayıp cezalandırmak istedi. Fakat o sırada sarhoş kendisine küfretti. Sarhoş kendisine küfredince, halife sarhoşu geri bıraktı. Kendisine: "Ya Emirü'l-Mü'minin, niye adam sana küfredince salıverdin?" diye soranlara şu karşılığı verdi: "Çünkü o beni kızdırmıştı. O durumda eğer onu cezalandırsaydım bunu öfkemden dolayı yapmış olacaktım. Oysa ben hiç bir müslümanı, nefsimi tatmin etmek için dövmek istemem."
Rivayet edildiğine göre, Meymun bin Mihran'ın cariyesi bir gün kendine çorba getirirken ayağı kaydı ve çorba Meymun'un üzerine döküldü. Meymun kendisini dövmek isteyince, cariye ona: "Efendim! 'Öfkelerini yenenler, ayetinin gereğine uy!" dedi. Meymun: "O emrin gereğini yerine getirdim." dedi. Bunun üzerine cariye: "O ayetin arkasından gelen, 'İnsanları bağışlar' şeklindeki buyruğun gereğine uy!" dedi. Meymun: "O ilahi buyruğun da gereğine uyarak seni bağışladım." dedi. Cariye ondan sonra gelen: "Allah iyilik edenleri sever, ayetinin gereğine uy!" dedi. Bunun üzerine Meymun: "Peki sana iyilik ederek şu anda seni ALLAH (C.C.) rızası için azad ediyorum." dedi.
Anlatıldığına göre, vaktiyle adamın birinin çok sevdiği bir atı vardı. Bir gün eve gelince hayvanı üç ayağı üzerinde durur buldu. Şeytan köleye vesvese vererek, şu atın ayağını kır bu sayede efendin sana kızar, seni döver, seni kovar ve sende serbest kalırsın, demişti. Adam kölesine: "Bu atı kim bu hale getirdi?" diye sordu. Kölesi: "Ben!" dedi. Adam: "Niçin?" deyince, kölesi: "Seni üzmek istedim." diye karşılık verdi. Bunun üzerine adam köleye şöyle dedi: "Hiç şüphesiz ben de senin yüzünden o mel'unu, yani şeytanı üzeceğim. Haydi git, seni azad ediyorum at da senin olsun." dedi.
Buna göre müslüman nazik ve sabırlı olmalıdır. Böyle olmak takva sahiplerinin özeliklerindendir. Nitekim ALLAH (C.C.)-u Zülcelal ayet-i kerimede bu kimseleri överek şöyle buyurmuştur:
"İyilik ve kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde karşıla, o zaman bir de bakarsın, seninle aranda düşmanlık bulunan kimse, sana yakın dostun olmuştur." (Fussilet; 34)
Buna göre müslüman güzel bir söze çirkin sözle karşılık vermemelidir. Sen çirkin bir söze en güzel şekilde cevap ver, buna karşılık düşmanın sana cana yakın bir dost olur. Öte yandan ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, dostu İbrahim (A.S)'i nazik olmakla överek şöyle buyurmuştur:
"Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalbli) idi." (Hud; 75)
Yani İbrahim (A.S) nazik, hoşgörülü, işlediği kusurları hatırladıkça hayıflanan ve kendini Allah'a ibadet etmeye adamış bir kimse idi. Bunun yanında ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, peygamberlerine sabrı ve nezaketi emrederek ve kendisinden önceki peygamberlerin böyle davrandıklarını bildirerek şöyle buyurmuştur:
"Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret!" (Ahkaf; 35)
Yani kafirlere karşı savaşmaları emredilen diğer azim sahibi peygamberler gibi sen de kafirlerin seni yalanlamalarına ve verdikleri eziyetlere sabret! Nitekim Hasan-ı Basri:
"Onlar ki cahiller kendilerine sataşınca selam, derler." (Furkan; 63)
mealindeki ayeti açıklarken şöyle demiştir: "Onlar nezaketle cevap verirler cahillerin sataşmaları karşısında nezaketten ayrılmazlar."
Vehb bin Münebbih'in anlattığına göre, İsrailoğulları zamanında bir abid vardı. Şeytan kendisini kandırmak istemiş, fakat muvaffak olamamıştı. Bir gün abid, bir ihtiyacını gidermek için dışarı çıkınca da fırsat kollamak amacıyla şeytan da ona yoldaş oldu. Ona şehvet ve öfke silahlarıyla yaklaştı, fakat hiç bir sonuç alamadı. Daha sonra ona korku silahı ile yaklaştı. Dağdan üzerine doğru taş yuvarladı, fakat taş kendisine yaklaşır yaklaşmaz Allah'ı zikredince, taş ondan uzaklaştı. Daha sonra aslan ve kaplan kılıklarına girerek abidi korkutmak istedi. Adam, Allah'ı zikrederek, onlara da hiç aldırış etmedi. Arkasından yılan kılığına girerek, namaz kılarken ayaklarına ve vücuduna sarıldı, başına kadar vardı. Bu arada secde etmek isteyince, alnına dolandı. Secde etmek için başını yere koyunca, başını ısırmak için ağzını açtı. Fakat abid yılanı eliyle iterek alnını secdeye koydu ve secde etti.
Namazdan sonra şeytan, abide gelerek kendisine: "Sana şöyle şöyle yaptım, fakat hiç bir sonuç alamadım, bu yüzden seninle arkadaş olmaya karar verdim. Bu günden sonra seni hiç ayartmayacağım." dedi. Abid: "Hayır, senin arkadaşlığın bana lazım değil, zaten beni korkutmaya kalkıştığın gün de elhamdülillah senden korkmamıştım." dedi. Bunun üzerine şeytan ona: "Peki sen evden ayrıldıktan sonra, evdekilerin ne olduğunu sormayacak mısın? " diye sordu. Abid de ona: "Hayır, çünkü ben onlardan önce ölmüşüm. (Onlar ölmüş bile olsa, zaten ben canımı onlardan önce ALLAH (C.C.) için yok saymışım.)" diye karşılık verdi. "Peki, insanoğlunu nelerle ayarttığımı sormayacak mısın?" deyince, abid: "Evet, insanoğlunu nelerle ayarttığını bana söyle!" dedi.
Bunun üzerine şeytan sözlerine devam ederek: "İnsanları, şu üç şey yolu ile ayartırım:


  1. Cimrilik
  2. Öfke
  3. Sarhoşluk

İnsan eğer cimri ise, malını gözünde az göstererek, üzerine düşen mali görevleri yerine getirmesini engelleriz. Aynı zamanda başkasının malına gözü takılır. Bunun yanında eğer insan sinirli ise, onu çocukların ayakları arasında dolaştırdıkları bir top gibi aramızda günahların içinde döndürür dururuz. Duası ile ölüleri diriltse bile, ondan ümidimizi kesmeyiz. Çünkü bir yandan yapar, yaptığını da bir tek sözle yıkıverir. Buna karşılık eğer insan sarhoş ise, onu koyun güder gibi gönüllü olarak istediğimiz gibi her kötülüğe süreriz."
Görüldüğü gibi şeytan, abid'e, öfkeli insanın çocukların ayakları arasında dolaşan bir top gibi şeytanın elinde oyuncak olduğunu bildirmiştir. Buna göre öfkeli insan, şeytana esir olup, iyi amellerinin silinmemesini istiyorsa, kendine hakim olmalıdır. Anlatıldığına göre; Lokman-ı Hekim, verdiği öğütte oğluna şöyle demiştir: "Yavrum üç şey vardır ki, ancak şu üç şey sırasında belli olur. Nazik ve efendi adam; ancak öfkelenince belli olur. Yiğit adam; ancak savaş sırasında belli olur. Kardeş; ancak ihtiyaç sırasında belli olur."
Anlatıldığına göre; Tabiin'den bir kişiyi, bir başkası yüzüne karşı övünce Tabiin'den olan zat kendisini öven kişiye: "Ey Allah'ın kulu, neyimi övüyorsun? Yoksa beni öfkeli anımda denedin mi de efendi olduğumu gördün?" diye sordu. Adam: "Hayır!" dedi. Bunun üzerine Tabiin'den olan zat: "Yoksa beni yolculukta denedin mi de iyi huylu olduğumu gördün?" diye sordu. Adam yine: "Hayır!" dedi. Bunun üzerine tabiinden olan zat: "Yoksa beni emanet konusunda denedin de güvenilir olduğumu mu gördün?" diye sorup, adamdan yine: "Hayır!" cevabı alınca şunları söyledi: "Yazık sana, oysa insan karşısında ki kişiyi şu üç konuda denemedikçe övmemelidir. Şu üç şey cennetliklerin huylarındandır, ancak kerem sahibi kimselerde görülür. Sana haksızlık, edeni bağışlaman. Sana vermeyene vermen. Sana kötülük edene iyilik etmen."
Şu üç şeyin her üçü de gerçektir, haktır: "Herhangi bir kimse, sırf ALLAH (C.C.) rızası için kendisine yapılan bir haksızlığı affederse, ALLAH (C.C.) onun şerefini artırır. Her hangi bir kimse daha çok mal biriktirmek amacı ile dilencilik yapmaya kalkışırsa, ALLAH (C.C.) onun malını eksiltir. Her hangi bir kimse ALLAH (C.C.) rızasını kazanmak gayesi ile sadaka verirse, ALLAH (C.C.) onun malını çoğaltır."
Hz. Peygamber (S.A.V) buyurmuştur: "Ateş onun üzerine haram olan kişiyi size söyleyeyim mi?" Ashab: "Buyur ya Resulullah!" dediler. Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu:
"Ateş, bütün mü'min kardeşlerine yakınlık gösteren, kolaylık gösteren ve yumuşak davrananlara haramdır." (Tirmizi)
Kişi kendi nefsi için kızmamalıdır. ALLAH (C.C.) için kızmalı, gazaplanmalıdır. Allah'ın haram kıldığı şeyler yapıldığı zaman, Allah'ın haramları çiğnendiği zaman kızmalıdır. Peygamberler ve evliyaların meşrebi de böyledir. Onlar ancak Allah'ın haramları çiğnendiği zaman kızarlar. İmam-ı Şafii güzel huy ve ahlakıyla tanınmış bir zattı. Kendisini kıskananlar onu kızdırmak ve gazaba getirmek için uğraştıkları halde, bir başarı elde edememişlerdi. Bir gün imamın bir terziye elbise ısmarladığını duyarlar.
Terziye rüşvet vererek, elbisenin sağ kolunu, elini sokup çıkaramayacak kadar dar, sol kolunu da, torba gibi geniş yapmasını isterler. İmam terziye gidip, elbiselerini alıp giyer. Terziye: "Allah seni, hayırla mükafatlandırsın, elbisemin sağ kol ağzını o kadar dar yapmışsın ki, rahatça yazı yazmak için kolumu sıvamak zahmetinden beni kurtarmış oldun. Kitaplarımı rahatça taşımak için de elbisemin sol kolunu geniş tutmuşsun." der.
Cüneyd-i Bağdadi, Bağdat da bir cuma namazına giderken, üzerine kirli balık suyu dökerler. Hazret, sarığından eteğine kadar bu pis kokulu suyla ıslanır. Hiddete gelmeden bu haline güler ve: "Ateşi hak etmişken su ile geçiştirilen bir kimsenin gazaba gelmesi gerekmez." diyerek evine döner; eşinin elbisesini geçici olarak giyer, gidip namazını kılar.
İşte evliyalar böyle idi. Kendi nefisleri için değil ALLAH (C.C.) için kızıyorlardı. Biz de onlara benzeyelim. ALLAH (C.C.)-u Zülcelal bizlere de bu mezmum (kötü) olan sıfatlardan kurtulmayı, hilmiyle süslenmeyi peygamberlerin şefaatiyle, evliyaların himmetiyle nasip etsin. Bu gazap şeytanın insana karşı en kuvvetli silahlarındandır. Gazaplanan insanı istediği gibi yönlendirmek şeytana çok kolaydır.
ALLAH (C.C.)-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hicret58
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 2638
Yaşadığın yer : türkiye
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tafsiyeyle
Kayıt tarihi : 20/08/07

MesajKonu: Geri: Öfke ve Kızgınlık   Perş. Haz. 12, 2008 6:41 pm

FAİDELİ PAYLAŞIMINDAN DOLAYI ALLAH (C.C.) RAZI OLSUN KARDEŞİM
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Öfke ve Kızgınlık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: