iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 OSMANLILARDA HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: OSMANLILARDA HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ   C.tesi Haz. 14, 2008 7:37 am

Mevlid Geleneği


Gerçekten de İslâm tarihi boyunca müslümanların gönlünde önemli bir yer tutan Rasûlullah sevgi ve bağlılığı, daha ilk dönemlerden bu yana canlı bir şekilde yaşanmıştır. Yüzyıllardan beri, Peygamberimizin doğum günü olan 12 Rebiulevvel’de müslümanların, Rasûlullah’ın Mekke’de doğduğu evi ile Medine’deki nurlu kabrini ziyaret ettikleri bilinmektedir.1 Hz. Peygamber’in doğum günü yapılan bu kutlamalar, daha sonraki asırlarda da gelişerek ve değişerek devam etmiş, ancak bütün bu merasimler ortak bir adla “leyletü’l-mevlid” ya da “mevlidü’n-Nebî” olarak günümüze kadar gelmiştir.2
Mevlid-i Nebî merasimleri konusunda hatırlanması gereken en önemli isimlerden biri Erbil Atabeyi Muzefferuddin Gökböri (1190-1233)’dir. Kaynaklar, İslâm tarihinde Haçlılara karşı verdiği mücadelelerle şöhret kazanan Selahaddin Eyyubî’nin eniştesi olan Gökböri’nin erdemli ve iyiliksever tavır ve faaliyetleri yanında, Hz. Peygamber’e duyduğu derin muhabbet nedeniyle, çok büyük harcamalar gerektiren mevlid merasimleri düzenlediğini de haber verirler.
Melik Gökbörî’nin her yıl tertip ettiği görkemli mevlid törenlerine Erbil’e yakın bölgelerden çok sayıda fakih, sufi, vaiz, kurrâ, şair ve sade vatandaş katılırdı. Gökböri, merasimlerin başlamasından yaklaşık iki ay önce gelmeye başlayan misafirler için kalacak yerler yaptırırdı. Erbil’de kale kapısıyla hankâh arasındaki alanda ahşap olarak birkaç kattan oluşan 20 kubbe inşa edilir, bunlardan biri melike, diğerleri ise emirlerine tahsis edilirdi. Mevlid-i Nebî merasimleri süresince halk eğlenir, ziyafetlere katılır, musikî dinler ve şenlikleri takip ederdi. Mevlid gecesi ise, kalede kılınan akşam namazını müteakip fener alayları düzenlenir ve meşalelerle hankâha gidilirdi. Ertesi gün Melik Gökböri, kendisi için kurulan ahşap kuleden eğlenceleri ve askerî törenleri izler, çevreden gelen vaizlerin sıra ile yaptığı vaazları dinlerdi. Bu arada Melik, huzura çıkanların tebriklerini kabul eder, ayrıca önde gelen sivil ve askerî görevliler ile merasimler nedeniyle Erbil’e gelen fakih, vaiz, sufi, kurrâ ve şairlere hil‘atlar giydirilir, hediyeler dağıtılırdı. Gökböri’nin 300.000 dinar tahsisat ayırdığı bu muazzam tören ve şenlikler her yıl tekrarlanırdı.3
Melik Gökböri’nin resmî bir organizasyonla başlattığı bu mevlid merasimi geleneği daha sonraki yüzyıllarda resmî ya da hususî olarak devam etmiş ve Osmanlılar döneminde farklı bir heyecana bürünmüştür.
Osmanlıların Hz. Peygamber’e duydukları muhabbet ve hürmetin izlerini birçok örnekle vermek mümkündür. Osmanlı döneminin sadece âşıkları ve sufileri değil, alelâde vatandaştan padişaha kadar pek çok kişi ona beslediği sevgiyi bir biçimde ortaya koymuştur. Topkapı Sarayı’nda yüzyıllardır büyük bir gurur ve iftiharla korunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a gelişinden çok daha önce de Osmanlı coğrafyası, Hz. Peygamber’e duyulan hasretin örnekleriyle doludur.
Osmanlılarda basılan ilk parada yer alan kelime-i tevhidin yanısıra, özellikle devletin önde gelenlerinin ve diğer vatandaşların mezar taşlarında Hz. Peygamber’in, dünya hayatının nasıl algılanması gerektiği konusunda yer alan muhtelif hadisleri ya da vakfiyelerinde hiçbir zaman ihmal edilmeyen salât ü selâmlar, hep ona duyulan özlem ve sevginin bir ürünüydü. Camilerde bulunduğu müşahede edilen hadislerde de aynı duygunun tezahürünü bulmak mümkündür. Örneğin, âdeta bir hat müzesi Bursa Ulucami’de yazıldığı bilinen ilk yazının, “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir” anlamındaki hadis olması, ayrıca düşünmeye değer niteliktedir.
Söz, Osmanlıların ilk en büyük camii olan Ulucami’den açılmışken, buranın ilk imamı olduğu belirtilen Süleyman Çelebi ve onun Mevlid adıyla şöhret bulan Vesîletü’n-Necât adlı eserine de mutlaka değinmek gerekir. Sadece Bursa ve Anadolu ile sınırlı kalmayan ve çok geniş bir coğrafyada okunmasından büyük zevk alınan sözkonusu mevlidin, bu denli gönüllerde taht kurmasının altında, yazılışına neden olan hadise sırasında Süleyman Çelebi’nin gösterdiği ve Hz. Peygamber’e duyulan sevgiden kaynaklanan tepki yatmaktadır. Olay, Ulucami’in ibadete açıldığı 1400’den birkaç yıl sonra ve Süleyman Çelebi’nin de camide imam olarak görevde bulunduğu bir sırada gerçekleşmişti.
Kaynaklardan öğrenildiğine göre, İran asıllı bir vâiz Ulucami’de yaptığı bir vaaz sırasında, “Âmene’r-rasûlü” diye şöhret bulan ve “Biz, O’nun peygamberleri arasında bir fark gözetmeyiz” anlamının da yer aldığı Bakara suresinin 285. âyetini yorumlarken, bu âyet gereği Hz. Peygamber'i Hz. İsa’dan üstün görmediğini söylemişti. Bunun üzerine, dinleyenler arasında bulunan Hz. Muhammed (sav) aşığı ve bilgili bir Arap, vâizin bu yorumuna karşı çıkmış ve “Bu konuda cehaletinizi giderememişsiniz, tefsir ilminde pek çok eksiğiniz var. Âyetlerin nâsihinden, mensûhundan, muhkeminden, müteşâbihinden gafilsiniz. ‘Peygamberler arasında fark yoktur’ demekten ilâhi maksat, risâlet emri ve nübüvvet hususundadır, yoksa fazilet mertebelerinde değildir. Eğer âyet-i kerimenin manası her bakımdan kuşatacak olsaydı, bu durumda ALLAH (C.C.), ‘O peygamberlerin kimine kiminden üstün meziyetler verdik’ (Bakara, 253) buyurur muydu?” diyerek vâize gereken cevabı vermişti.
Bu sözlere rağmen cemaat İranlı vâizin tarafını tutmuş, bunun üzerine Arap, Arabistan, Mısır ve Halep bölgelerine giderek kendi görüşü lehine fetvalar getirmiş, yine rivayete göre vâizin katline dahi hükmettirmişti. Bütün bu gelişmelere tanık olan Süleyman Çelebi son derece müteessir olmuş, vâizin ilk sözlerine karşılık irticâlen,

Ölmeyip İsâ göğe bulduğu yol,

Ümmetinden olmak için idi ol
beytini söylemiş ve akabinde şu dört beyti ilâve etmişti:

Hem dahi Mûsâ elindeki âsâ

Oldu onun izzetine ejderhâ

Çok temennâ kıldılar Hak’tan bular

Ki Muhammed ümmetinden olalar

Gerçi kim onlar dahi mürseldürür

Lâkin Ahmed efdal ü ekmeldürür

Zirâ efdallığa ol elyakdurur

Onu öyle bilmeyen ahmakdurur4
Bu beyitler her seviyeden insanın çok hoşuna gidince Süleyman Çelebi, bugün dahi okunmaya devam edilen Vesilet’n-Necât adlı mevlid manzumesini yazmıştı.
Süleyman Çelebi’nin 1409’da tamamladığı bilinen eseri, sade dili ve tesirli üslubu ile kendisinden sonra kaleme alınan birçok mevlide rağmen üstünlüğünü muhafaza etmiştir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in doğumu, mirac, tevhid ve diğer konular o kadar ustalıkla nazma dönüştürülmüştür ki, Osmanlılardan günümüze birçok vesile için okunagelmiştir. Gerçekten de mevlid; Peygamberimizin doğum günü gecesi, dinî merasimlerde, zikir ve âyin esnasında, çocuğun doğumu münasebetiyle 40. günü, bir kişinin vefatının 40. veya 52. günü, yapılan bir adak sebebiyle5 okunabildiği gibi, evlenme ve sünnet düğünleri, hacıların dönüşü, asker uğurlama vs. amaçlarla da mevlid okunması âdetine devam edilmektedir.
Her Rebiulevvel ayının 12’sinde özellikle Sultan Ahmed Camii’nde bütün devlet protokolünün hazır bulunduğu, son derece debdebeli kutlamalar sırasında olduğu gibi, Osmanlı padişahlarının, diğer kandil gecelerinde de mevlid okunmasını takip ettikleri bilinmekte, bu sırada cami ve minare şerefeleri aydınlatılmakta, toplu ibadetler yapılmakta bol bol Kur’ân tilâveti gerçekleştirilmekteydi.6
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
OSMANLILARDA HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Erenin Sevgilisi
» PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED(S.A.V)"DEN HADİS-İ ŞERİFE GÜZEL VE ÇİRKİN

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: