iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 HİDAYET VESİLEMİZ: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: HİDAYET VESİLEMİZ: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED   Ptsi Haz. 16, 2008 10:02 am

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: ‘(Ey Muhammed!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik!’ (Enbiya;1O7)

Bazı Evliyaların belirttiğine göre, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i methederek şöyle buyurmuştur: ‘Ey Habibim! Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım.’ (Bu söz birçok kitapta hadis-i kudsi olarak geçmişse de sahih rivayete göre, hadis-i kudsi olmayıp, bazı Evliyalara ilham yoluyla gelmiş olan bir kelamdır.)

İşte böyle bir Peygamberin ümmeti olmak, bizim için ne büyük bir mükafattır. Tabi ümmetliğe kabul edilmek şartıyla... ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, hepimize Hz. Peygamber (sav)'e ümmet olmayı nasip eylesin. (Amin)

İnançsızlık ve küfür rüzgarlarının bütün şiddetiyle estiği bu asırda, Hz. Peygamber (sav)'i anlamak ve anlatmak en kudsi vazifemiz olmalıdır.

Hz. Peygamber (sav)'in gösterdiği ve bize bildirdiği vazifelerimizi idrak edemediğimiz veya terk ettiğimiz anda, batıl düşünceler her zaman ve her mekanda baş köşeye tahtını kuracak, insanlık O'nu anlama ve idrak etme noktasına ulaşamayacaktır.

O şefkat ve rahmet Peygamberi (sav)'ne, ne ölçüde layık olduğumuzun hesabını iyi yapmalıyız. Bulunduğu cennette dahi ümmetini düşünen, ümmetinin derdiyle ağlayan, ümmetinin sevinciyle sevinen rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav)'i, en köhne kalplere dahi nakşetmeliyiz.

Aksi halde onun şefaatıyla kendimizi kurtaracağımızı sandığımız anda, Hz. Peygamber (sav)'in bizlere nasıl yüz çevirdiğini -ALLAH (C.C.) korusun- görürüz.

Asırlardır O'nun nur saçan simasından mahrum kaldık. Müslümanlar olarak garip kaldığımız şu asırda dahi, O'na ulaşacak yolları arama ve onu bulma, en güzel hayalimiz ve amacımız olmalıdır. Günah bataklığına bulaştığımız anlarda dahi, onun şefaatinden medet umarken, onun rahmet Peygamberi olduğunun idraki içinde olmalıyız.

O Rahmet Peygamberi, mübarek kabr-i şerifinde kan ağlarken, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal'in 'Habibim' dediği, yüzü suyu hürmetine kainatı yarattığı, Hz. Peygamber (sav)'e başlarımızı feda etmeyi bilmeliyiz.

Hz. Peygamber (sav), dünyadayken bizlere rahmet vesilesi olduğu gibi, ahirette de şefaatçi olacaktır, İNŞAALLAH.

Nitekim ALLAH (C.C.)-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: ‘Gecenin bir kısmında uyanıp, sırf sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmuda (Şefaat makamına) gönderir.’ (İsra;79)

Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, Hz. Peygamber (sav)'e büyük şefaat ve övülecek makam verecektir, İNŞAALLAH.

Ebu Akil oğlu Abdurrahman radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: ‘Bir heyetle Resulullah (sav)'a gitmek üzere çıktım. Kapısına varınca develerimizi çökerttik. Hz. Peygamber (sav)'in yanına girerken dünyada en sevmediğimiz kimse o idi. Fakat yanından çıkarken (İslamla şereflendikten sonra) yanına gelenlerin içinde onu en çok seven biz olmuştuk. Bir ara bizden biri:

‘Ya Resulallah! Rabbinden Süleyman Peygamberin saltanatı gibi bir saltanat istemedin mi?’ deyince, güldü ve daha sonra: ‘Umarım ki Peygamberinize verilen ALLAH (C.C.) katında Süleyman Peygamberin saltanatından daha üstündür. ALLAH (C.C.) gönderdiği her Peygamberin duasını kabul etti. Onlardan bir kısmı dünyada dua etti, istediği verildi. Bazıları iman etmeyen asi kavmine beddua etti, helak oldular, ALLAH (C.C.) benim de dileğimi kabul etti, ben ahirete bıraktım, kıyamet günü Rabbim katında ümmetime şefaat edeceğim.’ (Taberani, Bezzar)

Enes (ra)'dan rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: ‘Kıyamet gününde sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa (aleyhisselam) gelerek: ‘Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah'ın ümmetleri -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını istiyorlar.’ Der.

O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Mü'minlere serin bir hava olurken, kafirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar. İsa'ya: ‘Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle!’ der giderim. Arş-ı âlâ'nın altına varınca, hiç bir meleğin ve hiçbir Peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada ALLAH (C.C.), Cebrail'e vahy ederek (emir vererek): ‘Git Muhammed'e söyle; ‘Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatın kabul olunacaktır.’ buyurur.’

‘O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce (şefaate hak kazananlardan) her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana: ‘Ümmetinden bir gün dahi gönülden ‘Lâ ilâhe illallah’ deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!’ deyinceye kadar yerimden kalkmam.’ (Ahmed bin Hanbel)

Ebu Hureyre (ra) anlatmıştır: ‘Resulullah (sav) ile birlikte olduğumuz bir ziyafette ona kızarmış bir kuzu kolu ikram edildi. Kol, kürek etini severdi. Ondan dişi ile bir parça kopardı, şunları söyledi: ‘Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Neden böyle olacak biliyor musunuz? O gün ALLAH (C.C.), ilk ve son gelen bütün insanları bir alanda toplar. Bakan herkes onları görür. Her seslenen de sesini onlara duyurur. Güneş onlara iyice yaklaşır. O gün insanların keder ve sıkıntısı tahammül edilemeyecek kadar artar. O zaman insanlar birbirlerine şöyle seslenirler:
‘Ne hale geldiğinizi görüyor musunuz, ne denli sıkıntılara düştünüz? Rabbinizin katında size şefaat edecek kimse göremiyor musunuz?’

Bunun üzerine birbirlerine: ‘Babanız Adem şefaat eder’ derler. Hemen ona giderek: ‘Ey Adem! Sen bütün insanların babasısın. ALLAH (C.C.) seni kudret eli ile yarattı, sana ruhundan nefhetti (üfledi). Meleklere de sana secde etmelerini emretti. Sana secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Bize şefaat ederek bizi bağışlaması için Allah'a niyaz etmez misin? Üzücü halimizi ve ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun’ derler. Adem (aleyhisselam) da onlara şöyle cevap verir:

‘Rabbim bugün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böylesine gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Bana yasak olan ağaca yaklaşmamamı emretti, dinlemedim. Ona asi oldum. Kendimi, kendimi kendimi düşünüyorum. Halim ne olacak? Benden başkasına gidin. Nuh Peygamber'e gidin.’ Bunun üzerine Nuh aleyhisselam'a giderek:



‘Ey Nuh! Sen yeryüzüne gönderilen ilk Resuldün. ALLAH (C.C.) seni, ‘çok şükreden kul’ diye isimlendirdi. Halimizi, ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun. Rabbin katında bize şefaat etmez misin?’ derler. O da:

‘Rabbim bu gün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Benim kabul olacak bir duam vardı. Onu kavmim aleyhinde ettim. Kendi nefsimi, kendi nefsimi, kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. İbrahim'e gidin.’ der. Bunun üzerine İbrahim (as)'a giderek:

‘Sen Allah'ın Nebisi ve yeryüzü halkından O’nun ‘halili’sin. Rabbine niyaz ederek bize şefaat et. Bizim halimizi görüyorsun derler’. O da şöyle der: ‘Rabbim şimdiye kadar gazaplanmadığı bir tarzda gazaplanmıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Ben üç kez yalan söyledim. Kendi halimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Musa Peygamber'e gidin.’ der. Onlar da Musa (as)'a giderek:

‘Ya Musa! Sen Allah'ın Resulüsün ALLAH (C.C.) seni kelamı ve Peygamberliği ile insanlara üstün kıldı. Rabbin katında bize şefaat et. Halimizi görüyorsun!’ derler. O da:

‘Rabbim öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Ben emrolunmadığım yerde cana kıydım. (Bu olay kasten değil kazayla oldu.) Kendimi düşünüyorum, kendimi düşünüyorum, kendi akıbetimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. İsa'ya gidin.’ der. Onlar da İsa (as)'a giderek:

‘Ya İsa! Sen Allah'ın Resulü, Meryem'e -babasız- lütfettiği ‘kelimesi’ ve O'nun ‘ruhu’sun. Seninle ölülere can verir. Mucize olarak, insanlara beşikte konuştun. Bize şefaat et. Halimizi görüyorsun.’ derler. Bunları dinleyen İsa (as):

‘Rabbim bu gün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmaz.’ dedi. Hiçbir günah işlediğini söylemeden sözüne şöyle devam etti:

‘Kendi nefsimi, kendi nefsimi, kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e gidin.’ Diğer Peygamberlerden ümidini kesen mahşer halkı, Hz. Muhammed (sav)'e giderek:

‘Ya Muhammed! Sen Allah'ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncususun. ALLAH (C.C.), geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir. Bizleri yarlığaması için Rabbine niyaz eyle, bizlere şefaat et. Ne halde olduğumuzu görüyorsun.’ derler.

Bunun üzerine aralarından ayrılır, Arş-ı Âlâ'nın altına giderek Rabbim için secdeye kapanırım. Ondan sonra ALLAH (C.C.) bana -kendisini- hamd-ü sena etmem için öyle tecelli eder ki, benden önce hiç kimseye öyle tecelli etmemiştir. Daha sonra:
‘Ya Muhammed! Başını kaldır. Dile, dilediğin verilecektir. Dilediğine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır.’ denilir. O zaman başımı secdeden kaldırır:

‘Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi bağışla!’ derim. Bu münacatımın üzerine bana:

‘Ya Muhammed! Ümmetinden -asla hesaba çekilmeyecekleri- cennet kapılarından sağ kapıdan cennete gönder. Onlar isterlerse herkes gibi diğer kapılardan da girebilirler.’ denilir. Hz. Peygamber (sav) bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu:

‘Kudret ve iradesi ile yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanatlarının arası, Mekke ile Hacer arası kadardır. Yahut Mekke ile Büsra arası kadardır.’ (Buhari, Müslim)

Hz. Peygamber (sav) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: ‘Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir.’ (Ebu Davud, Bezzar, Taberani, İbn Hıbban, Beyhaki)

Hatta bazılarına göre, büyük günah sahiplerine Hz. Peygamber (sav), küçük günah sahiplerine de melekler şefaat edecektir.

Hz. Peygamber (sav)'in şefaatleri; bir kısmını hesapsız cennete koymak için bir kısmı cehennemi hak ettiği halde girmemesi için diğer bir kısmı da, cezasını tamamlamadan cehennemden çıkması için diğer bir kısmına da cennette yüksek derece almak için bir diğerine de ALLAH (C.C.) katında daha üstün derece kazandırmak için şefaat eder.

Görüyorsunuz ki Hz. Peygamber (sav) hem bu dünyada ve hem de ahirette bizim için kurtarıcı ve şefaatçi olacaktır. Ama bizim de, alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Peygamber (sav)'in şefaatine layık olabilmek için onun yolundan gitmek ve onun ahlakı ile ahlaklanmamız lazımdır. Bu mevzuda elimizden gelen gayreti göstermemiz lazımdır.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, hepimizi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in şefaatine nail eylesin… (Amin)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hicret58
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 2638
Yaşadığın yer : türkiye
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tafsiyeyle
Kayıt tarihi : 20/08/07

MesajKonu: Geri: HİDAYET VESİLEMİZ: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED   Ptsi Haz. 16, 2008 5:04 pm

amin amin inşALLAH emeğine yüreğine sağlık
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
HİDAYET VESİLEMİZ: RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED(S.A.V)"DEN HADİS-İ ŞERİFE GÜZEL VE ÇİRKİN
» Ölümümü izler misin?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: