iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 MİraÇ Kandİlİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: MİraÇ Kandİlİ   Paz Tem. 27, 2008 11:13 am

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç
Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri
hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir.
Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir
terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı
Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde
ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i
Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

�Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i
Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat
ettiren ALLAH (C.C.), her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi
hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.� (İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün
tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm
Sûresinde şöyle' anlatılır:

�O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine
iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi
ALLAH (C.C.) kuluna vahyetti. O�nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O�nun
gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir
kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun
yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru
kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki
Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.� (Necm Suresi, 7-18.)

Miraç nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail
Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü
Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce
âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den),
Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan
Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına
uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi.
Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz
kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da
iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden
Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında
bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz.
Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar
kendisine �Hoş geldin� dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın
bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü
Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir
gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u
ziyaret etti.
Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz (S.A.V.)
Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman
ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi'nin dediği gibi

�Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti� İnşaallah...

Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten
sonra Hz. Musa ile karşılaştı., �Allah ümmetine neyi farz kıldı?� diye
sorunca, Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam �50 vakit namaz� buyurdu.

Hz. Musa'nın, �Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun,
ümmetin buna güç yetiremez� demesi üzerine, Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü
Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10
vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in
rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri
gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.

Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar
Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam
de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen
kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen
Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama
iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil
istediler. Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i
Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, �Bir ayda gidilebilen Bir
yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?� diye itiraz ettiler,
ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, �Mescid-i Aksâ'yı bize
anlatır mısın?� diye Peygamberimize soru yönelttiler.

Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
�Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana
kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden
Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer
tarif ettim. Hatta bana, �Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?� diye
sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis
karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve
anlatmaya başladım.�

Bunun üzerine müşrikler:
�Vallahi dos doğru tarif ettin� dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler.
Hz. Ebû Bekir, �Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz
doğrudur� diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir
�Sıddîk, tereddütsüz inanan� ünvanını aldı.

Peygamberimiz (S.A.V.) neden mirac�a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon
ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı,
halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa
duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun
aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap
olması vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette
bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda
ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin
üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların
Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci
ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi
halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi'râcin bâtıni tarafı
olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın
huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet,
kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil
vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan,
varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz
kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak
getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç
hediyesi olarak getirmesi gibi...

Peygamberimiz (S.A.V.), ALLAH (C.C.) ile nasıl görüşebilir?
Soru: �Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik
mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi
ne demektir?�

Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O� na sonsuz şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe
yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor,
hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak
Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır,
ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek
Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.

Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: �Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre
yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor.
Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara
nasıl gidip gelebilir?�

Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir
dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu
muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir
Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır
cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi
Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?

Peygamberimiz (S.A.V.) sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: "Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?"

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek
için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve
ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz
Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece
ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi
gerekir.

Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan
kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız
görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini
Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok
kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık
etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh
bedenle birlikte olacaksa Cennetü'1-Me'vâ'nın gövdesi olan
Sidretü'l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının
arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz (S.A.V.) Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.

Peygamberimiz (S.A.V.) kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?"

Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır.
Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin
hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da
birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı
360 km/sn'dır.

Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir.
Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri,
konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir
zaman gerekir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.

İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak'a binerek şimşek
gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine
ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.

Miraçın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: "Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"

Miraçın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir
çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ
Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada
Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü'minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün
mü'minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin
makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması,
dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve
şüphesizdir.

Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman
hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ
Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve
vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min
ruhlara manen şöyle diyordu: �Sizin inandığınız, melekleri, âhireti,
Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır,
mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.� Böylece mü'minler sonsuz bir
imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye
araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek
kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. �Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne
yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan
doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık�
derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed
Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere
hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları
ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz (S.A.V.) Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin
anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir.
Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin
varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki,
bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray
verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme
nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı
müjdesini verdi. �Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız,
Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz� buyurarak bu ezelî
müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin
en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük
bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye
çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü
rütbesiz bir askere, �Sen paşa oldun� dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare
insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan
Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir
mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl
akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde
seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme
nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir
sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve
hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Miraç Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam
verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte
Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı
kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir.
Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

�Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela
havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim� duası okunur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MİraÇ Kandİlİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: