iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 GÜNAHA DÜŞMEMENİN ÇARELERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: GÜNAHA DÜŞMEMENİN ÇARELERİ   Çarş. Eyl. 17, 2008 9:58 am

Manevi Mikroplar: Günahlar Manen Hasta Ediyor

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, ayet-i kerime’de şöyle buyuruyor: “Bunun üzerine sana isyan ederlerse, ben sizin yaptıklarınızdan uzağım de.” (Şu’ara, 216)

Burada bize bir işaret vardır. Şöyle ki; insanlar hakkında ALLAH (C.C.)-u
Zülcelal, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e şöyle emrediyor:

“Onlara benim emir ve nehiylerimi anlattıktan sonra, o emir ve
nehiylere uymazlar, sana isyan ederlerse, sen onlara ‘Ben sizin bu
yaptıklarınızdan beriyim, sizden ayrıyım’ de ve onlardan ayrıl.”



İnsan, kiminle oturup kalkarsa, mutlaka onun ahlakından kendisine bir
pay düşecektir. Nefis, istese de istemese de daima iyi kişilerle
beraber oturup kalkmalı, camilere, dini sohbetlere gitmelidir. Çok
mikroplu bir yerde, insana hemen mikrop bulaşır, hasta olur. Ondan
sonra da doktora koşar, doktor da ona ilaç verir. Tedaviden sonra şifa
bulur.



Zamanımızda, devamlı olarak mikroplar içindeyiz, hemen hasta
oluyoruz. Bu manevi hastalıklar bizim yürümemizi, içmemizi
engellemiyor. Fakat, insanın içinden namaz kılmak, zikir yapmak
gelmiyor, yani nefsi ibadet etmek istemiyor. İşte, bu manevi
hastalıktır. Kişi aylarca böyle manevi hasta olarak devam ediyor,
ibadet edemiyor.




Bu zamanda, manevi mikroplar, günahlardır. Günah çok yaygınlaştığı için insan kısa zamanda manen hasta oluyor.
Bu yüzden, ibadetin tatlılığı üzerinden gidiyor, bir haz alamıyor. Bu
hastalık nereye kadar gidecektir? Ayet-i celilede buyurduğu gibi -ALLAH (C.C.)
korusun- kalpler mühürleninceye kadar gidecektir!



İnsanın kalbi mühürlenince de; ona ne Kur’an, ne va’zu nasihat, ne de
Mürşit menfaat vermez. Böyle bir hale gelmeden önce, tedavi olmamız
lazımdır. İnsan, hiçbir şeyin kendisine menfaat vermediği o hale
gelmeye fırsat vermemelidir.



İnsanın günahlardan uzak kalabilmesi için bazı çarelere baş vurması gerekir:



1- Allah’a Yönelmeli



ALLAH (C.C.)-u Zülcelal bir hadis-i kutside, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e şöyle buyuruyor: “Kim bana bir adım gelirse, ben ona üç adım giderim. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.”



Nasıl bir insanın başına bir bela-musibet gelip perişan olduğunda,
kendini anne veya babasının kucağına, kendine şefkat ve merhamet
etmeleri için atıyor ise; biz de o şekilde, bir günah işlediğimizde,
hemen kendimizi ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’in merhametine atmamız, O’na
sığınmamız lazımdır. ALLAH (C.C.)-u Zülcelal cömerttir, affı çoktur.



Biz de, manevi bir hastalık; mesela, namaz kılmamak gibi bir şey
olduğu zaman, Hz. Peygamber (sav) ve Sadat-ı Kiram’ı kendimize rehber
yapmak suretiyle, Allah’a sığınalım. (Ya Rabbi! Onların hürmetine beni
affeyle!... Diyerek, Allah’a yalvaralım.) O, hemen istediğimizi
verecektir.




ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Ama
biz samimi olmazsak, sanki ondan istemiyor, ona ihtiyacımız yok gibi
davranırsak, ALLAH (C.C.) bize vermez. Biz Allah’a muhtacız; ALLAH (C.C.) bize muhtaç
değildir!



2- Usûlünce İstemeli



Kişinin yalnızca ‘istiyorum’ demesi de yeterli değildir. İstemenin de
bir icabı, usulü vardır. Kişi, biraz rahatını bozmalı ve gayret
göstermelidir.

İnsandan; bir hareket, bir gayret, bir namaz kılma, ibadet ve zikir yapma gayreti gelmelidir.



Böyle olduğu zaman -Sâdât’ın himmetiyle- ALLAH (C.C.)-u Zülcelal de bize
merhamet, rahmet, feyz ve nisbetini gönderecektir. Buna çok iyi ve
samimi olarak inanmalıyız ki, hangi kötü duruma girersek girelim; bir
musibet olsun, bir muhabbetsizlik olsun, zikir yapma gücünü kendinde
bulamama olsun, ne olursa olsun, böyle bir duruma girdiğimiz zaman,
hemen ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’in rahmetine sığınmamız lazımdır.



Bilateşbih, nasıl bir çocuk kendisini anne ve babasının kucağına
atıyor, ‘Bana şekfat et, merhamet et, yardım et!’ diye onlardan yardım
istiyorsa, biz de bu şekilde Allah’a yalvarırsak, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal bize
o muhabbeti, o zikir yapma kuvvetini, velhasıl her şeyi verecektir.




İmam-ı Şafii (rahmetullahi aleyh) tasavvuf ehline çok meyilliydi.
Şeybani Rai (kuddise sırruhu) bir çoban olduğu halde, çok zamanlar
onunla beraber oturup kalkıyor, onun maneviyatından istifade ediyordu.
İmam-ı Şafi müçtehiddir, mezhep kurucusudur.



Onun bir çobanın yanına gidip ondan istifade etmesi, diğer insanları,
talebelerini hayrete düşürüyor ve bu durum onlara ağır geliyordu. Ona:

-Sen bunların yanına gidiyorsun, bu tasavvuf ehlinden ne anlıyorsun? Diye sordular. Şöyle dedi:

-Ben onlardan iki şey öğrendim.

-Nedir? Dediler.

-Birincisi; Onlar: ‘Sen zamanı kesmezsen, zaman seni kesecektir.’

İkincisi: ‘İnsan hayırlarla meşgul olmadığı zaman, nefsi kötü şeylerle meşgul olacaktır’ diyorlar, dedi.



Bu iki şeyin, İslam Dini’nde çok büyük ve çok mühim bir yeri vardır.
İnsan derin olarak düşünürse, her ikisinde de insanın kurtulması,
saadet-i ebediyeyi kazanması, kıyamet gününde peygamberlerle,
şehitlerle, salihlerle beraber Cennet-i Ala’ya müstahak olması vardır.



3- Zamanı Boşa Geçirmemeli



“Sen zamanı kesmezsen, o seni kesecektir”
Sözünün manası
şöyledir; Bizim dakikalarımız, saniyelerimiz hep geçmektedir. Biz onu,
ibadetle zikirle değerlendirmeliyiz. Zaman bize sayıyla verilmiştir.

Burada, bizim için öyle büyük bir işaret vardır ki! Zamanımızı
değerlendirmemiz, boş geçirmememiz lazımdır. Ama maalesef öyle bir
aldanma içindeyiz ki, sanki her şeyimiz dört dörtlük, öldüğümüz zaman
cennete giriyoruz gibi bir emniyet içindeyiz.



Biz; ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’in ayetlerini, Hz. Peygamber (sav)in hadis-i
şeriflerini, Sada-ı Kiram’ın hallerini okuduğumuz zaman, bu bilgileri
iyi değerlendirmezsek, çok büyük bir zarar içinde olduğumuzu göreceğiz.




Yarım yada bir saatimizi boşa sarf ettiğimizde, yahut vaktimizi
günahlarla geçirdiğimizde, başımıza vurup ‘Eyvah!’ demeli, ‘Ben ne
yapıyorum, ne kadar zarar içindeyim! Ebedi hayatımı, ahiretimi
tehlikeye attım!..’ Diye düşünmeliyiz. Bu şekilde, hemen kendi
nefsimizi itap ederek, azarlayarak kendimizi yola getirmeliyiz.




Bir köşeye gidip: “Ya Rabbi! Beni bu halden kurtar, bana yardımcı ol!”
Diye, Allah’a yalvarmalı, ona sığınmalıyız. Yalnız dilimizle değil;
ruhen, kalben Allah’a yalvarmalıyız. ALLAH (C.C.) (cc) insanın kalbine, ruhuna
bakar. ALLAH (C.C.) (cc) en fazla kalbimize önem vermektedir. Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi vesellem) hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Allah sizin suretinize, elbiselerinize, yüzünüze bakmaz; Allah’ın nazargahı, sizin kalbinizdir.”



Kalbimizi, ruhumuzu Allah’a bağladığımız zaman, merakımız daima O’nun
yanındaki ecir ve sevaplar, O’nun rızası olduğunda, ALLAH (C.C.) (cc) bizi
muhafaza edecektir. İbadetini yapmayı bize nasip edecek, her şeyi bize
verecektir. Yeter ki, samimi olalım.



4- Kendimizi Hayırla Meşgul Edersek Günaha Düşmeyiz



İmamı Şafi’nin söylediği ikinci şey şudur: “İnsan, hayırlarla meşgul olmadığı zaman, nefsi onu kötü şeylerle meşgul edecektir.”



Hakikaten, dikkat edersek insan başıboş gezdiğinde, gidip ona-buna
vuracak, hırsızlık yapacak, gıybet edecek, ille de kötü şeylerle meşgul
olacaktır. Demek ki, insan daima hayırlı şeylerle meşgul olmalıdır.



İnsan, ya dünya işiyle yada ahiret sevaplarıyla meşgul olmalıdır. O zaman nefis, yoldan çıkmayacaktır. Çünkü, bir şeyle meşguldür.

Nefis, boş bırakıldığında ise kötü şeylerle meşgul olacaktır. Ona kötülüğe gitmek için fırsat vermememiz lazımdır.



Baktın ki; bir kişi, arkadaşıyla konuştu, arkadaşının lafı hoşuna
gitmedi. O da arkadaşına bir laf söyledi ve boş yere kavga ettiler.
Ortada hiçbir şey yokken, boşta kaldığı için hayırla meşgul olmadığı
için şeytan onunla meşgul oldu. O kimsenin nefsini kendisine siper
yaparak, nefsinin gölgesinden ona geldi ve ‘Bak, sana ne diyor!’ dedi.
Öbürüne de: ‘Bak sana ne diyor!’ dedi. Bu şekilde, her ikisine de ‘Sen
o kadar şerefli bir insansın, sana ne diyor!’ diye, aralarını bozmak
için çaba gösterdi.



Fakat, onlar Kur’an’la, zikirle, sohbetle meşgul olsaydılar: ‘Allah
şöyle diyor, Hz. Peygamber (sav) şöyle diyor, ahiret ebed’ül ebeddir,
kendi yerimizi temin etmek için bir şeyler yapalım’ diye, bu şekilde
birbirlerine hayırlı şeylerle nasihatte bulunsalardı, o kötü şeylere
yer ve zaman kalmayacaktı.




5- Sıkı Sık Nefis Muhasebesi Yapmalı



Evet, kötülüğe gitmemek için devamlı olarak hayırlarla meşgul olmamız
lazımdır. Zamanımızı değerlendirmeli, daima hayırlarla meşgul
olmalıyız. Böyle olduğu zaman insan kendini kurtarır. İşte bunun için
Şah-ı Nakşibend (kuddise sırruhu) şöyle buyurmuştur: “İnsanın üzerinden üç saat geçmeden, kendi (nefsiyle olan) hesabını görmesi lazımdır.”



‘Bu kadar Kur’an okudum, zikir yaptım, arkadaşlarla sohbet ettim,
ilimle meşgul oldum. Üç saatim, bu şekilde geçti, elhamdülillah’ diye,
Allah’a şükretmeli, ‘Sen
bana bunu nasip ettin; ben zayıf bir kulum, bunu yapamazdım ama bana
kuvvet verdiğin için yaptım. Sana hamd-ü senalar, şükürler olsun, bana
daha fazla yapmam, daha halis olmam için kuvvet ver, ya Rabbi!’
demeliyiz.



Bu şekilde, geçen zamanımızın hesabını gördüğümüzde, iyi şeyler
yapmışsak, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’e hamd-ü sena etmeliyiz. Eğer üç saati
düşündüğümüzde; ‘Falan saatte boşu boşuna konuştum, filan yere gittim,
kadınlar vardı onlara baktım, filan yere gittim, gıybet yaptım...’ gibi
bir durum çıkıyorsa karşımıza; bu şekilde vaktimizi günahlarla, boşu
boşuna geçirmişsek, hemen oturup: ‘Ya Rabbi! Ben pişmanım, keşke bunu
yapmasaydım, beni affet!’ diye, Allah’a yalvarmalıyız.



6- Tövbe Edip Allah’a Yalvarmalı



Yalnız, bu itiraf ve pişmanlığımızda, af talebimizde, samimi olmalıyız. Hakikaten, insan: ‘Ya Rabbi! Bir daha yapmamaya söz veriyorum!’ diye, kesin olarak, tam bir kararlılıkla derse, ALLAH (C.C.) o hataları affeder. Ve: ‘Ya Rabbi! Bana ibadet yapmam için kuvvet ver!’ derse, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal hem ona hata yaptırmaz, hem de ibadet için kuvvet verir.



Tövbe, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’in çok büyük bir merhamet kapısıdır. Bu fırsatı
çok iyi değerlendirmek lazımdır. Daima dediğimiz gibi, yalnız dille
değil; kalben, ruhen tövbe etmemiz lazımdır. Yalnız günahlardan değil;
gafletimizden, fazla ibadet yapamayışımızdan, Allah’a layık şekilde
muhabbet edemememizden de tövbe etmemiz lazımdır. ALLAH (C.C.) Rauf’tur; O’na
aşık olmamız lazımdır. O’na karşı kusurluyuz. ‘Ya Rabbi! Bizi affet!’
dememiz lazımdır.



Bu şekilde, bütün hatalarımızdan, günahlarımızdan, noksanlarımızdan,
ALLAH (C.C.) (cc) neye layık ise bu yapmadığımız şeylerden de O’na tövbe
etmeliyiz. Tövbe ettikten sonra da:‘Ya Rabbi! Senin rızanı ve muhabbetini istiyorum; beni günahlardan muhafaza et!’ diye, Allah’a yalvarmamız lazımdır.



İnsan, kendisini ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’e karşı çok taksirat sahibi, çok
hatalı ve suçlu görmelidir. Kendisinin Allah’tan çok haya ettiğini,
O’na göstermelidir.



7- Allah’ın (cc) Şefkat ve Merhametine Sığınalım



Adem (aleyhisselam) cennetten çıkarılmasına sebep olan hatasından
dolayı, çok uzun süre şiddetle ağladı. Nihayet, ALLAH (C.C.) (cc) onu
affedince; Cebrail, İsrafil ve Mikail (asm) onun yanına geldiler. Onu
tebrik ettiler:



- Ya Adem! Seni tebrik ediyoruz, ALLAH (C.C.) seni aff-u mağfiret etti, dediler.



- Evet, beni tebrik ediyorsunuz fakat, ALLAH (C.C.) kıyamet gününde, bu hatayı
benim yüzüme vuracak mı; yüzüme vurursa benim halim ne olacak? Dedi.



Allah’tan o kadar haya etti. Biz de bu günahlarımızla, peygamberlerin
meclislerinden; denizden bir damla kadar da olsa, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal’e
karşı haya etmeliyiz. Adem (as) böyle deyince, ALLAH (C.C.) (cc) vahiy nazil
ederek şöyle buyurdu: “Ya
Adem! Sen ve zürriyetin, ne kadar günah yapsanız da; bana doğru
gelirseniz, ben size ‘Geliniz’ diyeceğim. Size karşı şefkatli ve
merhametli davranacağım.”




İşte, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal kullarına karşı böyle merhamet ve şefkat
sahibidir. Biz de, O’nun bu nimetini değerlendirmemiz lazımdır.
Elimizdeki bu fırsatı kaçırmayalım. Dünya bir taraftan, nefis bir
taraftan, şeytan bir taraftan, insanlar bir taraftan, insanı
mahvediyor, helak ediyor. Babalarımızın, ecdatlarımızın,
akrabalarımızın, komşularımızın öldüğünü gözümüzle görüyoruz,
cenazelerine gidiyoruz. Onları kefenleyip kaldırıyorlar, toprak altına
koyuyorlar.



8- Nefsimizi Ayıplayıp Üzülmeli



Biz de bir gün onlar gibi olacağız. Aklımızla; onlar gibi olduktan
sonra, nasıl bir pişmanlık içine gireceğimizi idrak etmemiz lazımdır.
Ahiretteki geçimimize zarar verecek bir hata, bir davranış içine
girdiğimiz zaman, hemen kendimize şöyle söylemeliyiz: ‘Ey Nefsim! Sen
ne yapıyorsun? Vaktini hep boşa geçiriyorsun, bu nedir böyle? Bu benim
için büyük bir hatadır!’ diye, kendi kendimize söylemek ve bundan
dolayı da mahzun ve üzüntülü olmak lazımdır.



Nasıl bir insanın başına bir musibet, bir bela gelince, sanki bütün
dünya onun başına çökmüş gibi düşünüyor, dünya için böyle üzülüyorsa;
ahiret için de bundan milyonlarca derece daha fazla üzülmemiz lazımdır.
Böyle yapmadığımız zaman ise en azından daima böyle yapmak gayretinde
olmalıyız. Yapmadığımız zaman, kendi nefsimizi ikrah etmemiz, onu
zorlamamız lazımdır.



Çünkü, Hz. Peygamber (sav) bir hadisinde: “Amellerin en efdali; insanın nefsine, amel konusunda ikrah etmesidir (zorlamasıdır).” Buyurmaktadır.



Nefsim zikretmek istemiyor; ona zorla yaptıracaksın; sabahleyin
uykusuzsun, namaz kılmak istemiyor, kalkıp kılacaksın; dini sohbete
gitmek istemiyor, oysa orada Allah’ın rahmeti gelecek. Hasta olmuş
gidemiyor, götüreceksin onu zorla! Bu şekilde amel yapmak, ALLAH (C.C.)
katında en hayırlı, en efdal ameldir.



ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, hepimize istediği şekilde salih amel nasip etsin. (Amin)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hicret58
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 2638
Yaşadığın yer : türkiye
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tafsiyeyle
Kayıt tarihi : 20/08/07

MesajKonu: Geri: GÜNAHA DÜŞMEMENİN ÇARELERİ   Çarş. Eyl. 24, 2008 6:29 pm

a.r.o
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
GÜNAHA DÜŞMEMENİN ÇARELERİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: