iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Oruç ve Ramazan Âyetlerinin Tefsiri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: Oruç ve Ramazan Âyetlerinin Tefsiri   Cuma Eyl. 19, 2008 11:34 am

Oruç Ruhun Beslenmesidir


Bakara
Sûresi’nin 183 îlâ 187. âyetleri, doğrudan oruç ve Ramazan’la
ilgilidir. Bu âyetlerin hemen öncesinde vasiyet hukukuyla ilgili
âyetler yer alır. 168. âyetle başlayan ve tüm insanlığa ilahi bir öneri
olan hukuki kurallar olması hasebiyle bu iki konu arasında dolaylı bir
ilişki mevcuttur. Oruçla ilgili pasajın öncesinde yer alan kısas ve vasiyet âyetleri ağırlıklı olarak insan-insan ilişkileriyle ilgiliyken, oruç ve onun incelttiği yüreklerin Allah’a yolladığı davetiye demeye gelen dua âyetleri ise insan-ALLAH (C.C.) ilişkileriyle ilgilidir.



2/183: “Ey îman edenler! Oruç, tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı; belki bu sayede takvaya erersiniz.”


“Ey îman edenler!” diye başlayan bu âyet, “iman” iddiasında bulunanları iddialarını isbata çağırıyor. Zira ellezîne âmenû, mu’minîn’den farklı olarak Kur’an’da genelde kişinin kendi iddiasına dönük olarak kullanılır. Mu’minîn
ise genellikle Allah’ın imanını kabul ettikleri için kullanılır. Âyet,
mü’min muhatapların iman iddialarını isbat için bir ‘teklif’le geliyor:
Oruç.



Oruç: Orucun Arapça karşılığı savm’dır. “Sükunet, hareketsizlik, tutmak, el çekmek” anlamlarına gelen savm’ın
şer’i anlamı şudur: “Allah rızasını amaç edinerek her yıl ay takviminin
9. ayı olan Ramazan ayında, aralıksız olarak, şafak vaktinden
günbatımına kadar yemek, içmek ve cinsi münasebetten uzak durmak.”
Mekkî sûrelerde yalnızca bir yerde Hz. Meryem’in öyküsünün nakledildiği
yerde onun ağzından “Ben Rahman’a oruç adadım” (19:27) cümlesinde
geçer. Söz konusu orucun susmayı da kapsadığı âyetin bağlamından
anlaşılmaktadır. Orucu farz kılan ilk âyet Medine’de, tahminen hicretin
ikinci yılında inen bu âyettir.



“…tıpkı
sizden öncekilere olduğu gibi”: Bu âyet, İslamî hükümlerin zamanlar ve
zeminler üstülüğüne dikkat çekmekte ve tüm semavi şeriatların ortak
noktalarından birinin de oruç olduğunu ortaya koymaktadır. Elimizdeki
Tevrat’ta orucu farz kılan her hangi bir emir yer almamaktadır. Fakat
oruç ve oruçlu övülmektedir. Hz. Musa 40 gün oruç tutmuştur. Yahudiler
Kudüs’ün tahrib edilmesinin yıldönümlerinde her yılın bir haftasını
oruçlu geçirirler, ayrıca Ağustos ayının bir gününde de oruç
tutarlardı. Yahudiler ayrıca 7. ayın onuncu günü oruç tutarlar buna da
“aşûrâ orucu” derlerdi. Yine elde bulunan resmi İncillerde de oruç
emrine rastlamıyoruz. Ne ki, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkış gününü yâd
için oruçlu geçirdiğine inanılan Fısıh Bayramı gününü Hz. İsa da oruçla
geçirmiştir. Hıristiyan geleneğinde bu gün “diriliş günü” adıyla
bayram olarak kutlanır. Ayrıca Hıristiyanlıkta mezheplere göre değişen
et orucu, balık orucu, yumurta orucu, süt orucu, konuşma orucu gibi
oruçlar da vardır.



Oruç
çoktanrılı dinlerde de yer alır. Bunun nedeni, belki de bu inanışlara
kadim ilahi dinlerden geçmiş olması veya bu inanışların kökeninin
semavi olmasıdır. Eski Mısır’da oruç tutulurdu. Oradan Yunan’a geçti.
Eski Yunan’da oruç özellikle kadınlara şart koşulurdu. Roma’da da oruç
tutulduğunu biliyoruz. Hindu inanışında oruç hâlâ en büyük ibadet
olarak yer almaktadır. Özetle oruç insanlığa açılmış ilahi bir
kredidir. Oruç tutan bir mü’min, insanlıkla yaşıt bir kervana dâhil
olmuştur. Bu kervanın cihanşümul adı “insanlıkla yaşıt iman ailesi”dir.
Oruç üzerinden her mü’min o kutlu aileye mensubiyet ilan etmektedir.



Bu
ümmetin tarihinde oruç ilk kez bu âyetin inişinden önce “âşûrâ orucu”
olarak tutulmuştur. Bu konuda hadis ve siyer kaynaklarında birçok
rivayet yer alır. İşte onlardan biri: “Nebi Medine’ye gelince
Yahudilerin âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü ve onlara “Bu nedir?”
diye sordu. Onlar “Bu Allah’ın İsrail oğullarını Firavun ve avenesinin
şerrinden kurtardığı mutlu bir gündür, Musa onu oruçla geçirirdi”
dediler. Bunun üzerine ALLAH (C.C.) Rasulü şöyle buyurdu: Biz Musa’ya sizden
daha yakınız.” Ve bize o gün oruç tutmayı emretti.” (Buhari, M. Ensar 52, Savm 69; Müslim, Sıyam 19/127, 125; Ebu Davud, Savm 63; Tirmizi, Savm
48 vd.) Bu gibi rivayetlerden de anlıyoruz ki, oruç da diğer ibadetler
gibi aşama aşama (tedricen) farz kılınan bir ibadettir. Bu tesbit
sahabeden Muaz b. Cebel’e aittir. Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve daha
başkalarının naklettiği rivayete göre Hz. Muaz şöyle der: “Namaz ve
oruç son şekline tedricen ulaştı. /…/ Hz. Peygamber Medine’ye hicret
ettiği sıralarda her ay üç gün oruç tutar, ayrıca Muharrem’in 10. günü
de oruç tutardı. Daha sonra ALLAH (C.C.) bütün Ramazan boyunca oruç tutmayı
emretti. Fakat dayanabildiği halde oruç tutmayan bir kimsenin fidye
olarak bir günlük oruca karşılık bir fakiri doyurmasına izin verdi.
Sonraları bir günlük oruç için bir fakiri doyurma müsaadesi, mazereti
olmayan kişileri dışarıda tutarak yalnızca yolculuk vs. gibi mazereti
olan kimselere has kılındı” (ed-Dürrü’l-Mensur I, 427).



“...yazıldı”: Âyetteki “yazıldı” (kutibe) lafzı, “farz kılındı” (furida) anlamında alınmıştır. Fakat bu ikisi arasında nüans olsa gerektir. Öyle denilmek istenseydi öyle denilirdi. Kaldı ki, farada
kökenli kelimeler Kur’an’da kullanılmıştır. “Yazıldı” fiili zımnen,
orucun insanın ve insanlığın çağları aşan yazgısı kılındığını beyan
eder. Bunu diğer şeriat ve inanç sistemlerine ait tarihi veriler de
doğrulamaktadır. Bu âyet, İslamî hükümlerin zamanlar ve zeminler
üstülüğüne dikkat çekmekte ve tüm semavi şeriatların ortak
noktalarından birinin de oruç olduğunu ortaya koymaktadır. Oruç
insanlığa açılmış ilahi bir kredidir.



“belki
bu sayede takvaya erersiniz”: Bu cümle oruç emrinin nihai amacını ele
vermektedir. Bu emrin illeti ise üç maddede özetlenebilir:



1)
Allah’ın insanlığa bir rehber ve ışık olarak gönderdiği Kur’an
mesajının doğumunu kutlamak. Kur’an’ın şehadetine göre bu mesaj ilk kez
Mekke’de, hicretten yaklaşık 13 yıl önce bir Ramazan ayında indirilmeye
başlamıştı. Ramazan, Kur’an’ı getirdiği için kutlanmaya layık bir aydı,
yani Kur’an ayı. Kur’an’ın elinden tutup gelen Ramazan’ı mü’minler
oruçla bir şükran ayına çevirdiler. Oruç, Kur’an’ı gönderen Allah’a
kulca bir teşekkürdü. Oruç tutan her Müslüman Kur’an’ın doğum gününü
kutluyor demekti. Oruç tutarak Kur’an’ın doğum gününü kutlayan her
mü’min kendi kendisine şu soruyu sormalıdır: Doğum gününü kutladığımız
Kur’an’ı hayatımızda diriltememişsek, durumumuz, ölümüne göz yumduğu
çocuğun doğum gününü kutlayan birinin durumuna benzemez mi?



2)
Kur’an’a layık biri olabilmek için etkili bir nefis terbiyesi ve ruh
tezkiyesi sağlamak. Orucun, insan tekinde gerçekleştirdiği derinliğine
bir operasyondu bu. Oruç bedenin aç bırakılmasından çok ruhun
beslenmesidir. Ruhu bedeninden zayıf olanların ruhuna tensel hazları ve
beşeri arzuları hükmeder. Bu durum sürücünün atları arabaya bindirip
kendisini atın yerine koşmasına benzer. Oruç yüreğe doğru yapılan zorlu
bir yolculuktur; sevgi ve nefretin, iman ve inkârın, red ve kabulün
merkezi olan yüreğe. Bu yolculukta insanın en büyük kazancı kendini
bilmektir. İşte “belki bu sayede takvaya erersiniz” cümlesinin
arkasında yatan anlam da budur. Bunun açılımı, orucun insandaki
sorumluluk bilincini artırması, onu Rabbine, kendine, insanlara,
tabiata ve eşyaya karşı daha sorumlu davranmaya itmesidir.



3)
Zengin-yoksul, bây u geda, işçi-patron demeden her insana açlık ve
susuzluğu tattırarak toplumdaki aç ve susuzların, açık ve uykusuzların
acısına tüm mü’minleri ortak etmek ve onlara bu gerçeği yaşatarak
kavramalarını sağlamaktır. Bu, orucun sosyal illetidir. Her ibadet gibi
orucun da çift kanadı vardır. Biri bireyden Allah’a, diğeri bireyden
topluma uzanır. Bu iki kanattan biri eksik veya kırık olursa oruç kuşu
menziline uçamaz. Orucun sosyal gerekçesi orucun fertten topluma uzanan
kanadıyla ilgilidir. Âyetin sonunda yer alan ve “sorumluluk bilinci”ne
delalet eden takva’ya yalnız Allah’a karşı sorumluluk değil, bu sayede topluma karşı sorumluluk da girmiş olur.



2/184:
“Sayılı günlerde… Sizden her kim hasta ya da yolcu olursa, tutmadığının
sayısı kadar diğer günlerde (tutar). Gücü yetenler üzerine de bir
yoksulu doyuracak fidye verme yükümlülüğü vardır. Kim daha fazla hayır
işlerse kendisi için daha yararlı olur; zira eğer bilirseniz, oruç
tutmak kendinize iyilik etmektir.”



“Sayılı
günlerde…” Bu cümle bir önceki âyetin devamı olarak okunabileceği gibi,
iki âyet arasındaki bir ara cümle olarak da okunabilir. Her halükarda
öncesiyle bağlantılı bir cümledir. Oruç emrinin ucu açık bir emir değil
“belirli, sınırlı ve sayılı” günleri kapsadığını ifade eder. Belirsiz
olması, söz konusu “sayılı günleri” oluşturan Ramazan ayının ay yılının
her yıl on gün atarak 33 yılda bir çevrimini tamamlayan seyyal yapısını
ifade içindir. Bazen 29 bazen de 30 çeker. İbaredeki belirsizlik,
ihtimalin birden çokluğuna delalet eder.



“Sizden
her kim hasta ya da yolcu olursa, tutmadığının sayısı kadar diğer
günlerde (tutar).” Sayılı günlerde oruç tutma emrini hasta ve yolcular
(ve benzeri durumda olan diğer kimseler) için esneten bir ruhsatı ifade
eder. Hasta ve yolcular için verilen bu ruhsat, bu ruhsatı uygulayanın
orucunun sevabından bir şey eksilmeyeceğine de delalet eder. Şu sual de
bu âyet bağlamında cevaplanmalıdır: Ramazan’da özürsüz olarak kasten
oruç yiyen birine ne lazım gelir?



Böyle
biri bir farzı terk ettiği için haram işlemiştir. Zira ilahi bir emri
özürsüz terk etmek haramdır. Dolayısıyla günahkâr olmuştur. Tevbe
etmeli ve ayrıca terk ettiği farzı kaza edip telafi etmelidir.







Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Oruç ve Ramazan Âyetlerinin Tefsiri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Orucu bozan etmenler...
» hz. isa allahin oglumudur

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: