iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Nebî'nin Nefesi Olmak

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: Nebî'nin Nefesi Olmak   Salı Kas. 11, 2008 9:56 am

Arabistan Yarımadası nefesleri kesen bir dumandan boğuluyordu. Peygamber'in
nefesiyle hayat bulmuş bu çöl coğrafyasının üç beş kör köşesinde körüklenen
ateştendi yarımadanın her vahasına, vadisine, kasabasına çöken bu kesif duman.
Nebevî dokunuşla mayalanmış ve sıkı bir bey'atle kenetlenmiş Arabistan halkı bir
yandan Nebî'nin yokluk acısını sarmaya çalışırken, bir yandan da yarımada
sathından yükselen boğuk seslere ve sahte nübüvvet nidalarına yanıyordu.

Ciğerleri yanan mü'minlerin gözü, Peygamber dostu taze halife Hz. Ebû
Bekir'in üzerindeydi. Ancak Hz. Ebû Bekir ayrı bir telaş içindeydi. Peygamberin
yarım kalmış bir işini tamamlama sorumluluğu, bütün öncelikleri geride
bırakıyordu. Hastalığından kısa bir süre önce Nebî'nin Üsâme (r.a) komutasında
Suriye bölgesine göndermeye hazırladığı ordu, onun vefatı nedeniyle yola
çıkamamıştı. Nebî'nin ayrılışını müteakip Üsâme'nin çok genç ve tecrübesiz oluşu
vurgulanıyor; irtidat ve sahte peygamberlerin toplumda yol açtığı infial
ortadayken Üsâme ordusunun Suriye'ye gönderilmesiyle uğraşmanın uygun olmayacağı
yönünde halifeye yoğun baskılar yapılıyordu. Bütün bunlar karşısında Hz. Ebû
Bekir'in tavrı netti: Rasûlullah'ın niyetlendiği bu iş mutlaka tamamlanacaktı.


Üsâme ordusu, Hz. Ebû Bekir'in tarihe düşecek şu sözleriyle uğurlandı:
"Davanıza ihanet etmeyin. Savaşta dahi insaftan ayrılmayın. Çocukları,
yaşlıları, kadınları öldürmeyin, zulümde bulunmayın. Hurma ve diğer meyve
ağaçlarını, koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin,
telef etmeyin. Kiliselerde ibadete çekilenlere rastlarsanız onları ibadetleri
ile başbaşa bırakın. Size yiyecek, içecek ikram edilirse ‘Bismillah' demeden
yeyip içmeyin."


İslâm için çok yararlı sonuçları olan bu seferden Üsâme bir çok ganimetle
döndü ve Peygamberin yarım kalmış işini tamamlamak, yeni halifenin ilk icraatı
oldu.

Peygamber rızası alan Hz. Ebû Bekir, ancak bundan sonra yarımadayı tehdit
eden meselelere yönelebilirdi. Yarımadanın muhtelif yerlerinde peygamberlik
iddiasında bulunanlarla, dinin bazı hükümleri konusunda muafiyet isteyenler
konusunda acil çözümlere gidilmesi gerekiyordu. Sahte peygamberlerle savaş
konusunda ihtilaf olmasa da, dine karşı yalnızca zekat vermeme noktasında direnç
gösteren kitlelere karşı nasıl bir tavır takınılacağı yönünde farklı görüşler
dile getirilmekteydi.

Hz. Ebû Bekir son noktayı koydu: Din tamamlanmıştı. Dinin öngördüğü hükümler
bir bütündü. Bu bakımdan namaz ile zekât birbirinden ayrı düşünülemezdi. Hz.
Ali'nin ifadesiyle, fırtınaların ve en şiddetli kasırgaların oynatamadığı bir
dağı andıran Hz. Ebû Bekir, "Lâ ilâhe illallah" diyenlerle savaşmanın doğru
olmayacağını söyleyen Hz. Ömer'e de, o yıl için zekât toplanmaması yönünde
teklifte bulunanlara da yanaşmadı. Dinde çatlaklar açmayı hedefleyen bu
yaklaşımlar, savaşı kaçınılmaz kılmaktaydı. Halife derhal harekete geçti ve 100
kişilik bir süvari birliğinin başına geçerek kabilesinin zekâtına el koyan ve
Medine'ye saldırıya hazırlanan Hârice b. Hısn el-Fezârî ve taraftarlarının
üzerine yürüdü. Arap yarımadasını kuşatmış bu yangına karşı Medine ve çevredeki
kabilelerin de desteğini alan Halife, yola çıkacak ordunun başına geçmekte ısrar
etse de, Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin telkinleriyle zor zaptedilebildi. Zira Halife,
Nebî'nin vekili sıfatıyla oturduğu Peygamber şehri Medine'den ayrılmamalıydı.


Ordunun başına, dalga dalga yayılan irtidat ateşinin söndürülmesinde büyük
başarılar kazanacak olan bir isim getirildi. Meydanlarda adeta kükreyecek bu
büyük kumandan, Hâlid b. Velid'den başkası değildi. Tuleyha, Secah,
Müseylemetü'l-Kezzâb gibi sahte nübüvvet müddeilerinin maskelerinin bir bir
düşürüldüğü savaşların ardından, önce yarımadanın Yemen ve Hadramut kolları
Muhacir b. Ebi Ümeyye kumandasında sükunet buldu; ardından da Bahreyn ve Uman
nefese kavuşturuldu.

Hz. Ebû Bekir'in kararlı ve azimli tutumlarıyla tüm yarımada sathında nebevî
bir üfürüşün güçlü nefesi olmayı başaran Hâlid b. Velid, bu sefer de İslâm
dininin hızla yayılacağı Kisrâ'nın topraklarında esmeye başladı. Basra
körfezinin önemli yerleşim merkezleri ardarda İslâm topraklarına katıldı. Bu
zengin coğrafyada açılan cephelerin ardından müslümanlar, Bizans iktidarının
zulmü altındaki Suriye bölgelerinde ilerleyişe geçtiler. Önce Amr b. el-Âs,
ardından Ebû Ubeyde b. Cerrah başkumandanlığında bir araya gelen birlikler
Filistin bölgesinde fetihler gerçekleştirirken, bölgeye gelen Hâlid b. Velid ile
güçlerini pekiştirdiler ve Filistin kapılarını müslümanlara açtılar. Hem sayı,
hem de teknik bakımdan müslümanlara göre oldukça üstün olan İran ve Bizans
karşısında kazanılan zaferler tarihe düştü ve dünya tarihinin en kalıcı ve hızlı
fetihleri gerçekleşti.

Bir yıl gibi kısa bir süre içinde bastırılan irtidat yangını ve dönemin iki
büyük gücü Sasanî ve Bizans karşısında gösterilen başarıların ardından Hz. Ebû
Bekir bir başka alana el attı. Nebî'nin insanlığa mirası yüce Kitap, mushaf
haline getirildi. Yalancı peygamberlerle yapılan savaşlar sırasında Kur'an-ı
Kerim'i ezbere bilenlerden bir kısmının şehit olması bu süreci hızlandırmış;
meşhur hâfız ve vahiy katiplerinden oluşan bir heyet denetiminde Kur'an
ayetleri, Nebî'nin en son okuduğu sıra dikkate alınarak tek bir mushafta
toplanmıştır.

Hz. Ebû Bekir, halife seçildikten altı ay kadar sonra evinin yanında kurduğu
beytülmâl ile İslâm devletinin ilk hazinesinin de bânîsi olmuştur. Fethedilen
topraklardan sağlanan ganimet ve fey gelirlerinin toplandığı bu kurum, evrensel
bir adalet anlayışıyla yoğrulmuştur. Bu gelirlerin İslâm'a öncelik sırasına göre
dağıtılmasının daha uygun olacağını söyleyen Hz. Ömer'e itiraz eden Hz. Ebû
Bekir, İslâm'a girmedeki önceliğin mükâfatının ahirete kalması gerektiğini dile
getirerek, dünyevî rızkın devlet başkanı tarafından tebea arasında eşit
dağıtılması gerektiği ilkesini ortaya koymuştur. Çölün olumsuz şartlarında hayat
süren bedevîye bu yolla belli bir zenginlik ve refah sunarken, Halife Rabbinin
huzuruna eski elbiseleriyle çıkmayı yeğlemiştir. Vefat edince maaşının kalan
kısmının beytülmâle iade edilmesini vasiyet eden Hz. Ebû Bekir'in tek bir arzusu
vardır: Sevgililer sevgilisi Nebî'ye kabirde de komşu olmak. Nebî'den ilham
alarak Arap yarımadasına üflediği nefes, ona şimdi kabirde serinlik olmuştur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nebî'nin Nefesi Olmak
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Gönüllü Olmak İstiyorum!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: