iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER   Perş. Kas. 13, 2008 10:25 am

Meşhur sahabe Sa’d b. Ebu Vakkas’ın kardeşi olan Umeyr b. Ebu Vakkas,
henüz çocukken İslam’ın ilk günlerinde kardeşleri ile birlikte Müslüman
oldu. Onlarla birlikte Erkam’ın evine giderek Efendimizden ilim irfan
öğrendi, onlarla birlikte hicret etti.
İslam ordusu Bedir’e giderken yine onlarla birlikte yola çıktı. ALLAH (C.C.)
Resulü (a.s.m.) Medine’yi çıkar çıkmaz, Ebu İnebe kuyusunun yanında
sahabeleri durdurup, teftiş etti. Yaşları küçük olanları ayırıp geri
gönderiyordu.

O sırada Umeyr on altı yaşındaydı. Savaşa katılma yaşına gelmesine
gelmişti ama vücudu fazla gelişmemişti. Bunun için geri gönderilirim
korkusu ile saklanmaya çalışıyor, arkalara kaçıyordu.

Sa’d b. Ebu Vakkas anlatıyor: ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) sahabeleri teftiş
yapmadan hemen önce, kardeşim Umeyr’in saklandığını gördüm. Niçin böyle
yaptığına anlam veremedim ve sordum:

– Niçin arkalara saklanıyorsun?
– ALLAH (C.C.) Resulü’nün (a.s.m.) beni gördüğünde, küçük bulup geri
çevirmesinden korkuyorum. Savaşa gelmek istiyorum. Belki ALLAH (C.C.) bana
şehadeti nasip eder, dedi.

Saklanması işe yaramadı. ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) onu küçük bularak:

– Geri dön! Buyurdu. Efendimizin sözleri biter bitmez ağlamaya başladı.
ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) Umeyr’in ağladığını görünce, savaşa gelmesine
izin verdi. Boyu kısa kılıcı uzundu. Kuşanmakta zorluk çekiyordu.
Kılıcını alarak beline bağladım. Savaş başlayınca kahramanca düşmana
saldıran Umeyr bir süre sonra şehit oldu. Şehit olduğunda on altı
yaşındaydı. (Vâkidî, Megâzî, 1:21; İbnü'l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 4089.
Sahabe; Ebu Nuaym, Marifetü’s-Sahabe, 3:461; İbn Kudâme, Ensâb, 291.)

Vücudumu Paramparça Etsinler!

ALLAH (C.C.) Resulü’nün (a.s.m.) halasının oğlu, Zeynep annemizin kardeşi
Abdullah b. Cahş, İslam davetinin başladığı ilk günlerde ebedî saadete
kavuştu. Bütün aile İslam’la şereflenerek, Efendimize tabi oldu.

Mekke’nin en güzel evleri onlarındı. Müşriklerin baskısından evleri
dâhil, her şeylerini terk ederek ailece önce Habeşistan’a sonra
Medine’ye hicret ettiler. Acıydı acı olmasına vatanını, yurdunu,
malını, mülkünü, evini, dostunu, insanını bırakıp gitmek ama ALLAH (C.C.) ve
Resulü’nün rızasını kazanmak için her sıkıntıya, her fedakârlığa
değerdi. İmanın selameti, davetin hedefe ulaşması için her şeyini, ama
her şeyini feda edilebilirlerdi. Şair olan kardeşi Ahmed, hicret
ederken söylediği bir şiirle duygularını şöyle dile getirdi:

“Ahmet’in annesi (eşi) benim, Allah’ın himayesinde hicret edip,
vatanımdan ayrılacağımı anladığı zaman, beni engellemek istedi.
Medine’ye hicrette kararlı olduğumu görünce, endişelendi. Bunun için
ona şöyle dedim:

“Bugün niyetimiz, hedefimiz ve gayemiz Yesrib’dir. Korkuya hacet yok,
sonuçta Allah’ın dediği olur. Kul bineğine binmiş hedefine yönelmiştir.
İyi bil ki! Ben Allah’a ve Resulü’ne teslim oldum. Resule yöneldim.
ALLAH (C.C.) Resulü’ne (a.s.m.) yönelen asla zarar etmez.

“Nice samimi dostlardan ayrılacağız. Eşim peşimden gözyaşı döküp ağıt
yakıyor. Biz ise, güzelin peşindeyiz. Güzeli arıyoruz, onu elde etmek
için hicret ediyoruz. ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) İslam’ı tebliğ ettikten
sonra, hak ve hakikat açıkça ortaya çıkınca, Ganm sülalesini hakikati
kabule davet ettim. Onlar teşekkür edip, Allah’a hamd ettiler. Sonra da
kendilerini hakikate, kurtuluşa davet edenin çağrısına koşarak
geldiler. Biz ve yanımızdaki dostlarımız, küfrün karanlığında neredeyse
doğru yolu bulamayacak, ondan kopacaktık.

“Hicretten sonra dostlarımız iki gurup olup birbirlerinden ayrıldılar.
Bazıları doğru yolu seçerken diğerleri batılda kaldı. Bizim hak
tarafında olmamız güzel oldu. İkinci grupta yakın akrabalarımız var,
ama hakka yakın olmadıktan sonra akrabalığın ne önemi var.

“Bir gün birbirimizden ayrılıp, ahirette işlerimizin hesabını verirken, hangimizin doğru olduğunu hep birlikte göreceğiz.”

Onların inançları uğruna yaptıkları bu fedakârlık, müşrikleri bile
hüzne boğuyordu. Abdullah b. Cahş ve ondan sonra hicret edenler
çoğalınca, Kureyşlilerin ileri gelenleri hicret eden Müslümanları
tespit etmek için mahalleleri dolaşıp, evlerini tek tek belirlediler.
Ebu Cehil ve Utbe b. Rebia evleri kontrol için birlikte geziyor, onlara
bir bir bakıyorlardı. Dolaşa dolaşa kardeş bacı, çoluk çocuk bütün
ailesi ile hicret eden Cahş oğullarının evlerinin önüne gelmişlerdi.
Onların evleri, özelliklede Abdullah b. Cahş’ın evi, çok güzel ve
bakımlıydı. Ancak, bir süredir içinde kimse olmadığı için pencereler
rüzgârdan çarpıyor, kapılar gıcırdıyordu. Evlerin bulunduğu yerde ölüm
sessizliği vardı. Utbe bu hali görünce:

– Cahş oğullarının evleri sahiplerine ağlayan, ıssız virane haline
gelmiş, diyerek üzüntüsünü ve acısını dile getirdi. Ebu Cehil:
– Onlar kim oluyor da evleri onların arkasından ağlasın, diye karşılık
vererek, her zamanki gibi yine kalbindeki kini dışa vurdu, zehrini
boşalttı hiç utanmadan. Daha sonra da Abdullah b. Cahş’ın evine el
koyarak, orada oturdu.

Abdullah b. Cahş evlerine el konduğunu duyunca, çok üzüldü. Hemen ALLAH (C.C.)
Resulü’nün (a.s.m.) yanına giderek, durumu anlatıp onunla dertleşti.
ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) bu duruma çok üzüldü. Onu teselli ederek, şöyle
buyurdu:

– Ey Abdullah! Allah’ın sana Mekke’deki, evine karşılık cennette bir ev
vermesi hoşuna gitmez mi? Müjdeyi duyan Abdullah b. Cahş rahatladı,
sevinçle:

– Elbette Yâ Resulallah! Diyerek, hoşnutluğunu ifade etti. ALLAH (C.C.) Resulü
(a.s.m.) onun sevincini gözlerinden okuyarak tekrar müjdeledi:
– İşte cennette senin için böyle bir ev olacaktır.

Sabrı ve sebatı Efendimiz tarafından takdir edilen Abdullah b. Cahş,
ilk İslam komutanıdır. Bedir’de destan yazan Abdullah, şehadeti
özlüyor, bir an önce ona kavuşmak istiyordu. Bu arzusunu ilk olarak
Uhud’a giderken mola verildiğinde dile getirdi.
Muttalib b. Abdullah anlatıyor:

– ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.) Uhud’a giderken ordu geceyi Şeyheyn’de geçirdi.
Sabah olunca Hz. Ümmü Seleme et pişirerek ALLAH (C.C.) Resulü’ne (a.s.m.)
gönderdi. Etin yanında bir miktarda içecek de vardı. ALLAH (C.C.) Resulü
(a.s.m.) getirilen eti yedikten sonra içeceği içti. Kalan içeceği orada
bulunan mücahitlerden biri aldı. O da biraz içtikten sonra artanını
Abdullah b. Cahş’a verdi. Abdullah b. Cahş, kendine sunulan içeceği bir
nefeste içince, onun suyu bu şekilde içmesi, yanında bulunan
sahabelerden birinin dikkatini çekti ve onu uyarmak istedi:

– Yavaş yavaş içsene! Yarın nerede olacağını biliyor musun? Abdullah b. Cahş cevapladı:

– Evet! Yarın Allah’a suya kanmış olarak kavuşmaktansa susamış olarak kavuşmayı tercih ederim!

Sonra ellerini semaya kaldırarak duaya başladı:

– Ey Allah’ım! Senden şehadet diliyorum! Düşmanlarım cesedime işkence
yapsınlar istiyorum! Huzuruna varınca bana, “Bunu sana niçin yaptılar?”
diye sorduğunda ben:

– Bu bana, Senin ve Resulün için yapıldı, diyeyim.

Abdullah b. Cahş’ın şehadet özlemi artarak aşka dönüşmüştü. Bu aşk,
kalbinin üzerindeki gayb perdelerini kaldırmış; ona adeta şehadet anını
seyrettiriyordu. Şehit olacağı, müşriklerin onun burnunu kulağını
keseceğini bir bir görüyor ve bundan dolayı seviniyor gibiydi. ALLAH (C.C.)
için maruz kalınan her sıkıntının karşılığının kat kat verileceğinden
adı gibi emindi.

İslam ordusu Şeyheyn’den ayrılarak Uhud’a gitti. İki ordu karşı karşıya
gelmiş savaş hazırlığı yapıyordu. Ötelerin ötesini gören Abdullah b.
Cahş, yerinde duramıyordu. Savaş başlayacağı akşam Sa’d b. Ebu
Vakkas’ın yanına gitti.

– Biraz benimle gelir misin? diyerek onu kenara çekti.

– Haydi seninle birlikte Allah’a dua edelim ve birbirimizin duasına
“amin” diyelim, dedi. Onun bu teklifi Sa’d’ın çok hoşuna gitmişti.
Uhud’un bir köşesinde oturarak dua etmeye başladılar. Önce Sa’d duaya
başladı:

– Ey Rabbim! Savaş başlayınca, beni son derece acımasız, kızgın ve iyi
savaşan bir kişi ile karşılaştır. Senin için onunla savaşayım. Ona
karşı bana zafer nasip et, onu öldürüp, ganimetlerini alayım.
Dua bitince Abdullah b. Cahş, Sa’d’ın duasına “amin” dedikten sonra, kendi duasına başladı:

– Ey Allah’ım! Savaş başlayınca, beni son derece acımasız, kızgın ve
savaşçı bir adamla karşılaştır. Senin için onunla savaşayım. O da
benimle savaşarak beni şehit etsin. Elbisemi soyup, burnumu kulağımı
kessin. Sana kavuştuğum zaman kesilen uzuvlarımı göstererek, “Ey
Rabbim! Bunlar Senin ve Resulün uğrunda kesildi” diyeyim. Sen de,
“Doğru söylüyorsun” diyerek beni tasdik et!
Sa’d şaşkın bir halde Abdullah b. Cahş’ı dinliyordu. Sa’d’dan ses çıkmadığını gören Abdullah ona dönerek:

– Amin desen ya! diyerek onu “amin” demeye zorladı. Sa’d da onu kırmayarak “amin” dedi.
Sa’d b. Ebu Vakkas anlatıyor:

– Vallahi, Abdullah b. Cahş’ın duası benim duamdan daha hayırlı idi.
Günün sonuna doğru, onun kulak ve burnunu bir ipe dizili olarak gördüm.
Ben de falan müşrikle karşılaştım, onu vurup öldürdüm. Elbiselerini
aldım.”

Ebu-l Hakem b. Ahnes, Abdullah b. Cahş’ı şehit ettiğinde Abdullah’ın
yaşı kırkı geçiyordu. İslam ordusu dağıldığı sırada o düşman karşısında
dimdik ayakta duruyordu. ALLAH (C.C.) Resulü’nü (a.s.m.) korumak için yanına
koştu. Hem ölümüne savaşıyor, hem mücahitleri savaşa teşvik ederek
onları toparlamaya çalışıyordu.

Çok sert kılıç salıyor, önüne geleni deviriyordu. Sonunda kılıcı
Abdullah b. Cahş’a ayak uyduramayıp param parça oldu. Bir anda kılıçsız
kalmıştı. Şaşkın şaşkın etrafına bakınıyordu. ALLAH (C.C.) Resulü (a.s.m.)
onun kılıcının kırıldığını görünce, ona bir hurma dalı uzattı. Dal bir
anda Abdullah b. Cahş’ın elinde kılıca dönüştü. Cihad arzusu daha da
artan Abdullah, hemen düşman safları arasına daldı. Düşmana göz
açtırmadı. Aslanlar gibi savaşa savaşa şehit oldu.

Şehitler defnedildiklerinde Abdullah b. Cahş, dayısı Hz. Hamza ile birlikte aynı kabre konuldu.
(İbn Sa’d, Tabakât, 3:89; İbnü'l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 2856. Sahabe;
İbn Hacer, İsâbe, 4585. Sahabe; İbn Abdilberr, İstîab, 3:877; Ebu
Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:239.)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
*LİVÂÜ'L-HAMD*
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 7202
Yaş : 107
Yaşadığın yer : İSTANBUL
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : evet
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : ...
Kayıt tarihi : 18/12/07

MesajKonu: Geri: ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER   Perş. Kas. 13, 2008 7:53 pm

Gökyüzünün yıldızları !!!

Hepside birer pırlanta değerinde...

Sinelerindeki taşıdıkları dağ gibi imanları,cihat arzuları,ALLAH (C.C.) 'a sadık ve halis birer kul olarak ömürlerini yaşamışlar...

RESULULLAH (S.A.V)'a örnek birer ümmet olabilmişler ne mutlu onlara...

oysa ben utanıyorum ne hakkıyla ümmet,nede hakkıyla kul olamadığım için...

Emeğine sağlık kardeşim.Mükemmel bir paylaşım...

Hiç değilse tırnakları olabilseydim Sad Sad Sad

_________________

*LİLLÂHİ-L HAMD*
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
yüsra
Yeni Üye
Yeni Üye


Mesaj Sayısı : 108
Yaşadığın yer : bilinmez bir diyar
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tevafuk
Kayıt tarihi : 28/08/08

MesajKonu: Geri: ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER   Perş. Kas. 13, 2008 9:04 pm

Emeğine sağlık kardeşim.Mükemmel bir paylaşım...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ŞEHİTLER CENNETİ ÖZLER
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Süper Gözler!
» Buyuklerden Anlamlı Sözler
» AİLE İLE İLGİLİ GÜZEL SÖZLER
» Bir kadına söylenecek en hoş söz ...
» BiZ VATAN ÇiÇEGiNi KANIMIZLA SULADIK

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: