iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 SADECE SEVDIGINE HIZMETLE ME$GUL OLMAK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
+**+Mekke+**+
İlahiaşk Kardeşimiz
İlahiaşk Kardeşimiz
avatar

Mesaj Sayısı : 1405
Kayıt tarihi : 15/03/07

MesajKonu: SADECE SEVDIGINE HIZMETLE ME$GUL OLMAK   Salı Haz. 05, 2007 12:20 am

İlahi muhabbetin alametlerinden birisi de Allahu Teala’dan başkasının hizmetini arzulamamak, bütün arzu ve isteğini O’nun sevgisinde toplamak, ancak Mevla’nın razı olduğu şeyleri arzulamaktır. Kul böyle olunca Yüce Mevla da sevdiği kulunun istediği gibi hüküm verir/tecelli eder.

Bir alimin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yüce Allah’ın seni halktan soğuttuğunu gördüğün zaman bil ki O, seninle yakınlık kurmak istiyor.”


Yüce Allah’ın Hz. Davud’a (a.s) şu şekilde vahyettiği nakledilmiştir: “Hiçbir karşılık olmadan sadece Rablığımın hakkını yerine getirmek için bana ibadet eden kimse, benim en sevgili dostumdur.”

Vehb b. Münebbih’in Zebur’dan naklettiği bir rivayette Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Cennete kavuşmak ve ateşten korunmak için bana ibadet eden kimseden daha zalim kim olabilir! Şayet ben cennet ve cehennemi yaratmasaydım, itaat edilmeye layık olmaz mıydım?”

Hz. İsa’nın (a.s) şöyle dediği nakledilmiştir: “Müttaki bir kimsenin büyük bir aşk içinde Rabbini aradığını görürsen, bil ki bu arayış onu Rabbinden başkasını aramaktan alıkoyar.”

Yine Hz. İsa’nın (a.s) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah'ı seven kimse, zorlukları da sever.”

Rivayet edildiğine göre Hz İsa (a.s) abidlerden bir gurubun yanından geçerken onların ibadetle yandıklarını, adeta eskimiş kırba gibi renklerinin değişmiş olduğunu gördü; onlara: “Siz kimsiniz?” diye sordu; onlar: “Biz abidleriz/ibadetle meşgul oluyoruz” dediler. Hz. İsa (a.s): “Niçin ibadet ediyorsunuz? diye sordu. Onlar da: “Allah bizi ateşle korkuttu, biz de ondan korktuk ve kendisine bizi ateşten kurtarması için ibadet ediyoruz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. İsa (a.s): “Korktuğunuzdan sizi korumak Allah üzerine haktır” dedi. Sonra onları bırakıp ilerledi; başka bir gruba rastladı. Onların ibadetleri daha fazla idi. Onlara: “Niçin ibadet ediyorsunuz?” diye sordu; onlar da: “Allah bizi cennetlere ve orada dostlarına hazırladığı nimetlere teşvik etti; biz de onlara kavuşmayı ümit ederek ibadet ediyoruz” dediler. Hz. İsa (a.s) onlara: “Size de ümit ettiğinizi vermesi Allah üzerine haktır” dedi ve onları bırakıp yoluna devam etti. İbadet eden başka bir gruba rastladı; onlara: “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar da: “Biz Allah'ı sevenleriz. O’na ateş korkusundan ve cennet arzusundan dolayı değil, sadece O’nu sevdiğimiz ve zatını yüceltmek için ibadet ediyoruz” dediler. O zaman Hz. İsa (a.s): “Siz Allah’ın gerçek dostlarısınız. Ben sizinle beraber olmakla emrolundum” dedi ve onların arasına katıldı.

Diğer bir rivayette, ilk iki gruba şöyle demiştir: “Siz, mahluktan korkuyor ve bir mahluku seviyorsunuz.” Sonuncu guruba da: “Siz mukarrebûn/Allah'a yakın kullarsınız” demiştir.

Tabiûn arasında Hz. İsa’dan (a.s) vasıflarıyla rivayet edilen kimselerin makamında bulunan insanlar vardı.

Bu makamdaki kullardan birisi olan Ebul Hâzim el-Medenî şöyle demiştir: “Ben, azabının korkusundan dolayı Rabbime ibadet etmekten haya ederim. Eğer azaptan korktuğum için ibadet yaparsam, amelinin karşılığı verilmeyince ibadet etmeyen kötü kulun durumuna düşerim, Ben ancak O’nu sevdiğim için kendisine ibadet ediyorum.”

Bu manada bize, Hz. Peygamber’den (s.a.v) şu söz nakledildi:

“Sizden biriniz, sahibinden korktuğu için çalışan kötü köle gibi ya da ücreti verilmeyince çalışmayan kötü işçi gibi olmasın.”( Irakî bu lafızlarla bir hadis bulamadığını belirtmiştir. Bkz: Zebidi, İthaf, XII, 349.)

Maruf el-Kerhî’nin yakın dostlarından birisi ona: “Seni ibadete teşvik edip, halkla ilişkini kesmene sebep olan şeyi bana haber verir misin?” diye sordu. Maruf sustu.

Adam: “Ölümü hatırlamak mı? diye sordu.

Maruf: “Ölüm nedir?” diye sordu.

Adam: “Kabir ve berzah alemini hatırlamak” dedi.

Maruf: “Peki kabir nedir? dedi.

Adam: “Cehennemden korkmak ve cenneti ümit etmektir” dedi.

Maruf: “Bunlar da nedir ki! Onların hepsi tek olan Allah’ın elindedir. Eğer sen O’nu seversen, O sana bunların hepsini unutturur; O’nunla senin aranda bir marifet varsa, bu senin için hepsine yeter” dedi.

Bana, Ali b. Muvaffak’ın şöyle dediğini anlatıldı: “Rüyamda cennete girdiğimi gördüm. Orada sofraya oturmuş bir adam gördüm. Sağında ve solunda iki melek, kendisine cennetin güzel nimetlerini lokma yapıp veriyorlar; o da yiyordu. Sonra Cennetin kapısında ayakta duran birini gördüm, gelenleri inceliyordu; bazılarını içeri alıyor, bazılarını da geri çeviriyordu. Sonra, onu geçtim ve mukaddes huzura geldim. Arşın altında, gözlerini yukarı dikerek hiç kırpmadan Allah’a bakan birini gördüm; cennetin bekçisi Rıdvan’a: “Bu kim?” diye sordum; bana: “O, Maruf el-Kerhî’dir. O Allah'a, ateş korkusundan veya cennet arzusundan değil, sadece O’nu sevdiği için ibadet etmiştir. Yüce Allah bu yüzden, ona, kıyamet gününe kadar kendisine bakmayı helal kıldı” dedi. Ben daha sonra orada gördüğüm diğer iki kişinin kim olduğunu? sordum; bana: “Kardeşlerin Bişr b. el-Haris ve Ahmed bin Hanbel’dir” dedi.

Bu sıddıklardan abdalların makamıdır. Onlar, peygamberlerin abdallarına ait bu makama, ancak sâfi bir yakînden ve güzel bir marifetten sonra ulaşabilirler. Onlar, Allah’ın muhabbeti bütün hâllerde kalplerini tamamen sarmadan sıddıklık makamına ulaşamazlar ve kendilerine şehitlerin dereceleri verilmez. Böyle bir muhabbet hâline ulaştıklarında artık tamamen Allah’a yönelirler, kalplerinde Allah’tan gayrisini siler atarlar, devamlı O’nun zikri ile meşgul olup başkasını unuturlar. Böylece tam bir ihlas ile sadece O’na ibadet ederler. Onlar, mukarrebûn/ilahi huzurda özel yakınlık elde etmiş kimselerdir. Onların cennetlerdeki nimetleri de (niyet ve ibadetleri gibi) saf ve katıksızdır. İhlasları onlar gibi olmayan diğer müminlere ise içecekleri karıştırılarak verilir. Bunlar, Ashab-ı Yemin/amel defterini sağ tarafından alan diğer müminlerdir. Yüce Allah onların ulaştığı nimetleri şöyle tanıtmıştır:

“Hiç şüphesiz iyiler cennettedir. Onlar orada koltuklar üzerinde oturup bakarlar. Onların yüzünde nimetin ve mutluluğun parıltısını görürsün. Kendilerine ağzı mühürlü halis bir içecek sunulur.”( Mutaffifîn 83/22-25)

Yüce Allah, daha sonra iyilerin içeceklerine karıştırılacak olan mukarrebun makamındakilerin içeceğini şöyle tanıtmıştır:

“Bu iyilere sunulan içeceğin karışımı tesnimdendir. O (tesnim), Allah'a yakın olanların içtikleri bir kaynaktır.”( Mutaffifîn 83/27-28)

Yani mukarrebunun içeceği saf ve halis içeceklerdir. Ondan Ashab-ı Yemin’in içeceğine karıştırılır. İyilerin içeceği ancak mukarrebunun bu saf içeceğinin karışmasıyla güzeldir. Bu ayetlerde cennetin bütün nimetleri şarap/içecek tabiriyle ifade edilmiştir. Nitekim bütün ilim ve amellere de kitap tabiri kullanılmıştır.

Allahu Teala, ebrarın/salihlerin sıfatından şöyle bahsetmiştir

“And olsun ebrarın/iyilerin kitabı illiyyûndadır.”( Mutaffifîn 83/18) Ardından şöyle buyurmuştur: “Allah’a yakın olanlar O’na şahit olurlar.”( Mutaffifin 83/21)

Onların ilimlerinin güzelliği, amellerinin saflığı ve kitaplarının yüceliği, ancak mukarrebunun kendilerine nazar ve şahitlik etmesiyle olmaktadır. Çünkü mukarrebun/Allah’a yakın kullar, hem Allah’ın huzurunda bulunmakta, hem de iyilere yakın olmaktadır. Böylece onların kemalatını sağlamaktadırlar. Bu durum dünyada da böyledir. İyilerin ilimleri mukarrebunun ilimleri ile güzelleşir, amelleri onların müşahedesi/nezaret ve şahitliği ile ilahi huzura yükselir; onlar, bu ariflere yakınlıkları sayesinde kendilerinde manevi bir ilerleme bulurlar.

Yüce Allah bu durumlara işaret olarak şöyle buyurmuştur.

“Tıpkı ilk yarattığımız günkü gibi tekrar dirilteceğiz.”( Enbiya 21/104.)

“Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”( Nebe 78/26.) Yani dünyadaki amellerine uygun olarak karşılık görürler.

Allahu Teala başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

“Allah bu sıfatlarından dolayı onların hak ettiği karşılığı verecektir. Allah hikmet sahibidir; her şeyi hakkıyla bilendir.”( En’am 6/39.)

Kimin bu dünyadaki rahatlığı Allah’ın güzel nimetleri ile olursa, yarın ahiretteki rahatlığı da mülk ile olacaktır. Kimin bu dünyadaki rahatlığı Yüce Rabbi ile olursa, yarın ahiretteki rahatlığı da Yüce Rabbinin huzurunda sıdk makamında bulunmak olacaktır.

Ebu Süleyman ed-Dârânî bu konuda şöyle demiştir: “Kim bugün kendi nefsiyle meşgul olursa, yarın ahirette de nefsiyle meşgul olur. Kim bu gün Rabbiyle meşgul olursa, yarın ahirette de Rabbiyle meşgul olur.”
Kalplerin Azığı (Kutu'l Kulüp)

_________________
kalbinin üzerine yönel ve onu ismi celal ile yani allah lafzı ile döv ... ta ki sen susarken o allah değinceye kadar............


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ilahiask.all-forum.net
 
SADECE SEVDIGINE HIZMETLE ME$GUL OLMAK
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Ağlamıyorum,sadece gözüme sen kaçtın...
» Sadece Arkadaştık (13. bölüm geldi)
» Allaha inanmakta zorluk çekiyorum
» ayRıLdık işte

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: