iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Vecd ve Tevâcüd

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mahşer
ÖZEL ÜYE
ÖZEL ÜYE
avatar

Mesaj Sayısı : 7464
Yaşadığın yer : kocaeli ama SİVAS lıyız o kadar :)
sitede cok hoşuna giden birşey varmı? : olmasa işim ne burda :)
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : tanıştık bir vesileyle işte...
Kayıt tarihi : 15/08/08

MesajKonu: Vecd ve Tevâcüd   Ptsi Haz. 08, 2009 8:55 pm

İnsan benliğini bütünüyle iştiyakın sarması; hâlin, akıl, mantık ve muhakemenin önüne geçmesi diyebileceğimiz vecd, Cenâb-ı Hakk’ın, kulunun kalbine sürpriz bir teveccühü ve beklenmedik bir vâridâtıdır. Böyle bir tecellî cemal dalga boyuyla gelince “üns” esintileri hâsıl olur; celâl televvünlü olunca da temkin ve sükûn meydana gelir.. ve tabiî bu celâlî tecellîler arasında, hüzün, keder, havf ve dehşet fırtınaları da eksik olmaz.

Vecdi, zikr ü fikrin kalbe galebe çalması esnasında ruhun, aşkın feveranlarına tahammülden âciz olması şeklinde yorumlayanlar da olmuştur. Cenâb-ı Hakk’ın celâlî ve cemalî tecellîlerinden bol bol hissemend olan kalbin duyup yaşadığı hayret, heyecan ve ürperti de vecd adına ortaya atılan yorumlar arasında.

Vecd, vücuddan farklı bir hâlettir. İleride anlatılacağı üzere vücud; nefsin tesir dairesini aşıp bütün bütün cismaniyetten sıyrılarak “bî kem u keyf” hakikî matlûba zaferyâb olmaya mukabil, vecd; kalbin beklenmedik bir anda, sürpriz olarak muhabbet, şevk, iclâl ve tazim gibi ahvâlin feveranı keyfiyetidir ki, bunun bir kadem ötesinde de, sürekli evrâd ü ezkârın semeresi sayılan “mevâcîd” hakikati gelir.

Vecd, genelde iki şekilde tezahür eder:
1. İlâhî bir kısım vâridât ve tecelliyât-ı sübhaniye’nin, insan kalbinde, onun kast ve iradesi taalluk etmeksizin tekellüfsüz hâsıl olmasıdır ki; biz buna, yerinde “mükâşefe” de deriz ve böyle bir doğuş veya mükâşefeyi bir kısım esbap ve emare ile irtibatlandırmak söz konusu değildir.

2. İnsanın bütün benliğini saran ve onda ağlama, haykırma, ürperme hisleri hâsıl eden bir zevk ü şevk veya dehşet ü hayret tecellîsidir ki, halka-i zikir ve hatme yapılan mahallerde, hakikat ilminin müzakere edildiği meclislerde çok görülür.

Bu türlü vâridât ve tecellîlerin, açıktan herhangi bir sebebe iktiran etmeyip külfetsiz zuhur edenine “vecd” denir ki, Konyalı Zerkûbî’nin çekiçlerinin sesinden Hazreti Mevlâna’nın coşup:

جَانـهَاي بَسـتَه اَندَر آبُ و گِل چُون رَهنَد اَز آبُ و گِلهَا شَاد دِل
دَر هَوَايِ عِشق چُون رَقصَان شَوَند هَمَچُو قُرصِ بَدر بِى نُقصَان شَوَند

“Su ve balçığa bağlanmış cânlar, su ve balçıktan kurtulunca, aşkın hava ve esintileriyle raksetmeye başlar ve dolunay gibi noksansız olurlar.” demesi bu cümledendir.

Biraz külfet, biraz zorlama ve konsantrasyon arayışı neticesinde meydana gelene de “tevâcüd” denir. Zaten tevâcüd “tefâul” babından olması itibarıyla, mevcud olmayan bir şeyi izhar veya onu hâsıl etme yolunda gösterilen ekstra gayret esprisine dayanır ki, bunu da Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Kur’ân okurken ağlayınız, eğer ağlayamazsanız kendinizi ağlamaya zorlayınız!” mealiyle vereceğimiz nurefşân beyanıyla irtibatlandırmak mümkündür.

Şimdi bu son durum itibarıyla “tevâcüd”ü de evvelki üç hususa ilave edecek olursak, konuyu şöyle özetlemek uygun olur zannediyorum:

1. Tevâcüddür; zorlama, tekellüf ve iç âlemle konsantrasyon yolunda elde edilmeye çalışılan vecde benzer bir keyfiyettir ve yoldakilerin hâlidir.. tabiî, kalbî ameller adına da ayarı en düşük olanıdır.

2. Vecd’dir; iman, mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî ile donanmış bir kalbin, beklenmedik bir anda şevk ü tarab veya bir kısım vâridâtla coşmasıdır ki, üzerinde durduğumuz konunun esasını teşkil eder ve ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ اْلإِيمَانِ “Kimde şu üç şey bulunursa, imanın tadını tatmış olur.” gerçeğine dayanır. Bu gerçeğin hulâsası da: ALLAH (C.C.) ve Resûlü’nü her şeyden fazla sevme, sevdiklerine ALLAH (C.C.) (celle celâluhu) için muhabbet etme, Cehennem ve Cehennem vesilelerine karşı teyakkuz ve ürperti içinde bulunma... gibi hakikatlerdir.

3. Mevâcîddir; evrâd ü ezkâr ve kalbin, Hazreti “Vacibü’l-Vücud” ve “Vâhibü’l-Hayat”la münasebet derinliği ve O’na yaklaşma yollarını araştırması sayesinde sürekli metafizik gerilim, sürekli duyuş ve sürekli değişik vâridlere mazhariyettir ki,

وَرَبَطْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ مِنْ دُونِهِ

“Biz, onların kalblerini pekiştirdikçe pekiştirdik de doğrulup başkaldırdı ve kükreyerek: Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasını anmamız söz konusu değildir.” mefhumu ile sunacağımız âyet de bu soluk soluğa aşkın, heyecanın ifadesidir.
4. Vücuddur; ve makam-ı ihsanın zirvesiكَأَنَّكَ تَرَاهُ ... ufkunun soluğu-sesi ve “sübühât-ı vech” heyecan ve dehşetine mazhariyetin de televvünâtı şeklinde yorumlanmıştır.
Vecdin, ayrıca kendi içinde de bir kısım dereceleri vardır:

1. Birinci derecede vecd, iradî olarak, görme, duyma, düşünme çerçevesinde cereyan eder ki; bu mertebe, kalbin, iman ve mârifet halâvetini duyup ağyâra kapanması mertebesidir.

2. Kalbin derinliği ölçüsünde ve ona akan feyizler sayesinde, vicdan mekanizmasının “sem u basar” ve tefekkür üstü tenevvür ve doğuşlara uyanma hâletidir.

3. Bütün letâif-i insaniyenin, O’nun boyasına boyanması sayesinde, ağyâr düşüncesinin bütünüyle ortadan kalkıp, her şeyde O’nu görme, O’nu bilme, O’nu düşünme, O’nunla hemhâl olma tasavvurlar üstü keyfiyetidir. Öyle ki, insan o mertebede bazen yarım adımlık bir aşkınlıkla “dehşet”e, bir tam adımla da “heyman”a girer –ki zannediyorum– tabiî akıl ve idrakimizle onları yorumlamada biraz zorlanacağız.

اَللّٰهُمَّ تَمَّ نُورُكَ فَهَدَيْتَ فَلَكَ الْحَمْدُ، عَظُمَ حِلْمُكَ فَغَفَرْتَ فَلَكَ الْحَمْدُ
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلَى اٰلِهِ وَأَصْحَابهِ أَجْمَعِينَ


*Bu yazı, Sızıntı dergisinin Temmuz 1995 tarihli 198. sayısından alınmıştır

Dipnotlar
1. İbn Mâce, ikametü’s-salât 176.
2. Buhârî, iman 9; Müslim, iman 67.
3. Kehf sûresi 18/14.
4. O’nu (ALLAH’ı) görüyormuşcasına... (Buhârî, iman 37; Müslim, iman 1.)
5. Ebû Ya’lâ, el-Müsned 1/344.


Sızıntı dergisi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Vecd ve Tevâcüd
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: