iLahi-Aşk MekaNı


 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 MANEVİ SOFRAYA DAVET

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SABRİ KÖNTEK
Gelişmiş Üye
Gelişmiş Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 492
Yaş : 51
Yaşadığın yer : İST:EYÜPSULTAN
ilahiaşkla nasıl tanıştınız? : HERŞEY BİR VESİLEDİR MEVLAM İSTERSE OLUR.....
Kayıt tarihi : 01/06/08

MesajKonu: MANEVİ SOFRAYA DAVET   Perş. Haz. 11, 2009 8:44 am

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Onlar: ‘Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi, dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan ALLAH (C.C.)'a ham dolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş!’ Derler.”

ALLAH (C.C.)-u Zülcelal bizleri, her türlü bela ve afetten uzak, selamet yurdu olan cennetine davet ediyor. Bir mümin, diğer mümin kardeşlerini evine davet ettiğinde, bu davete icabet etmezlerse, nezaketsizlik yapmış olurlar. Madem ki, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl de bizi cennetine davet etmiş, bu davete icabet etmemek de çok yanlış olur.

Eğer böyle bir şuur, böyle bir niyet; nefsimizde, ruhumuzda ve aklımızda yoksa, hemen nefsimizi itap edip onu azarlamamız gerekir. Nefsimize dönerek: “Ey Nefsim! Bak, Rabb’in seni cennetine davet ediyor. Sen ise dünya zevkü sefasına dalmışsın. Halbuki, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in rızası ve davet ettiği cennet ne güzeldir.” demeliyiz.

Bazı sohbetlerimizde söylediğimiz gibi ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, bir kuluna hayır dilediği zaman, o kulu kendi nefsine vaiz kılar. Böylelikle o kul, nefsini daima hayırlara teşvik eder ve kötülüklerden sakındırır.
Demek ki, kendi nefsimizi uyarmadığımız zaman, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl bizim için hayır dilememiş, diye düşünmeliyiz. Nefsimize baskı yapmak suretiyle, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in rızası için, O'ndan hayır talep edelim ki, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl o hayrı bize -inşallah- nasip etsin. Rüyayla Gelen Davet


ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl bazı insanları da rüya yolu ile cennetine davet ediyor. Malik b. Dinar -kaddesellahu sırrahu- çok zengin bir padişahtı. Gününü içki içmek ve dünya keyfü sefası ile geçirirdi. İki yaşında bir kızı vardı. Bu kız, bir gün vefat etti. Kızı vefat ettikten sonra, Malik b. Dinar şöyle bir rüya gördü:

Kıyamet kopmuş, insanlar Haşir meydanında toplanmışlar. O sırada büyük bir yılanın kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Ondan kurtulmak için insanların arasına daldı. Fakat, yılanın yine kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Bundan sonra kaçmaya başladı ve yolda ihtiyar, zayıf, kambur bir adamla karşılaştı. Adama:

“Amca bu yılanı benden uzaklaştır” dedi. Fakat adam :

“Bak sen gençsin, benim ise kuvvetim yoktur.” diye cevap verdi. Malik b. Dinar yine yılanın üzerine doğru gelmekte olduğunu gördü.

Kaçarken bir ateş gördü ve yılanın dehşetinden kendisini ateşe atmak istedi. Fakat bu arada, bir ses:

“Dön, sen ateş ehli değilsin” dedi. Malik b. Dinar, ihtiyara: “Bana yardımcı ol” dedi. İhtiyar da “Bak şu sur'a (saha) git. Orada Hz.İbrahim Peygamber -as- vardır. Yanında ise küçükken ölen müslüman çocukları vardır. Eğer senin küçük çocuğun ölmüş ise, belki orada bir çare bulursun” diye yol gösterdi.

Malik b. Dinar hemen oraya gitti ve çocukların içinde kızını da gördü. Kızı onu görünce hemen yanına geldi ve yılanı Malik b. Dinar'dan uzaklaştırdı.

Malik b Dinar, kızına: “Kızım, bu yılan neden kimseye değil de hep bana hücum ediyor?” diye sordu. Kızı:

“Babacığım, henüz kıyamet kopmadı, Haşir meydanına toplanmadınız. Sen rüya görüyorsun. O yılan senin kötü amelindir. Sen nereye gidersen git, o mutlaka senin peşinden gelir” dedi. Malik b. Dinar:

“Peki! o ihtiyar adam kimdi?” diye sorunca: “O ihtiyar adam, senin işlediğin salih amelindir. Onu çok zayıf bıraktığın için, senin kötü ameline karşı koyamadı. Babacığım, sen bu hal üzere ölürsen, senin hayatın ebediyyen böyle olacaktır” dedi.

Malik b. Dinar uyandığında, yatağın bir tarafta, yorganın bir tarafta olduğunu ve kendisinin yuvarlandığını gördü. Sıkıntıdan ter içerisinde kalmıştı.

Malik b. Dinar -ks-, bundan sonra günahları ve keyfü sefayı bir tarafa bırakıp tövbe etti ve ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'e yöneldi. İşte bu samimi yönelişinden ötürü, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in büyük evliyalarından biri oldu.

Herhangi bir kimse Malik b. Dinar -ks-gibi tövbe ederse, onun gibi olur.

Bakınız! ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl hakiki tövbe eden kimseye, ne güzel mükafat veriyor ve ne güzel muamelede bulunuyor.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl tövbe eden kullarına nasıl muamele ettiğini ayet-i kerimede şöyle beyan ediyor:

“Onlar, günah işledikleri ve kendilerine zulmettiklerinde ALLAH (C.C.)'ı anarak, günahlarının bağışlanmasını dilerler ALLAH (C.C.)'tan başka günahları bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıkları günahlarında, bile bile direnmezler.

Onların bu hareketlerinin karşılığı, Rab’lerince bağışlanmaları ve içlerinde ırmaklar akan, içinde daima kalacakları cennetlerdir. İyi işlerde bulunanların ne güzel mükafatları vardır.” (Al-i İmran: 135-136)

İşte, elimizde böyle bir fırsat varken, tövbe kapısını terk etmek, nefsimize zulmetmektir. Zira, tövbe edip Allah’a yönelmezsek, bizleri cezalandıracaktır.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, Malik b. Dinar'ı bir rüya ile tövbeye davet etti ve Malik b. Dinar da bu davete ne güzel icabet etti.

İşte her insan, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in bu davetine, bu şekilde icabet etmelidir. Bu fırsat elimizden giderse, orada çok pişman oluruz. Onun için nefse, şeytana ve dünyaya aldanma-yalım. Nefsimize hitap ederek, onu daima zikre ve ibadete teşvik edelim.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, nefsi daima günahlara ve keyfü sefaya meyilli olarak yaratmıştır. Her insanın nefsi böyledir. İnsan nefsine biraz sıkıntı verir, rahatını feda edip zikir ve ibadete devam ederse, ahirette pişman olmayacaktır..
Dünyaya Aldanmayalım


Zamanın birinde iki kardeş vardı. Babaları vefat ettikten sonra mallarını paylaştılar. Kardeşlerden biri parasını dünya işlerine yatırdı ve çok zengin oldu.

Diğer kardeş ise bütün parasını ihtiyaç sahibi fakirlere sadaka olarak dağıttı ve kendisi de fakirlikten perişan oldu. Daha sonra, zengin olan kardeşine gitti ve bir şeyler istedi. Kardeşi ona:

“Ey aciz, yaramaz insan! Mallarımız aynıydı. Sen mallarını ne yaptın?” dedi ve kardeşini kapıdan kovaladı. Kapıdan kovulan, ibadet etmek için camiye gitti.

Zengin kardeş de bir yere gitmek için atına bindiği sırada, Azrail -as- ile karşılaştı ve:

“Sen kimsin?” diye sordu. Azrail -aleyhisselam- :

“Ben ölüm meleğiyim, senin ruhunu almak için geldim” deyince. Ona şöyle dedi:

“Bana müsaade et, eve gidip vasiyetimi yapayım ve çocuklarımla vedalaşayım.” Azrail--aleyhisselam- “Hayır!” dedi ve orada onun ruhunu alıverdi.

Oradan da camide ibadette meşgul olan fakir kardeşin yanına gitti. Çünkü, onun eceli de yaklaşmıştı. Fakir olan onu görünce:

“Sen kimsin?” diye sordu. Azrail –aleyhisselam-:

“Ben ölüm meleğiyim. Senin ruhunu almak için geldim. Sen evine git vasiyetini yap ve çocuklarınla vedalaş!” deyince:

“Ben vasiyetimi yaptım. Çocuklarımla da vedalaştım. Gel, beni Rabbime bir an önce ulaştır” dedi. Azrail -as-:

“Peki! Kalk abdest al ve namaz kıl” dedi. Kalktı, abdest aldı ve iki rekat namaz kıldı. Tam secdede iken ruhunu teslim etti.

Bakınız! İki kardeş de sonunda gitti... Peki, size soruyorum, bu iki kardeşten hangisi kârlı çıktı?... Elbette ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in rızasını kazanan kârlı çıktı.

İşte biz de onlar gibi imtihan olmaktayız. Eğer ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in rızasını, dünyanın zevk ve eğlencelerinden üstün tutarsak, biz de, o fakir kardeş gibi neticede kazançlı oluruz. Fakat, diğer zengin kardeş gibi yapar, dünyanın keyfü sefasına dalarsak, sonumuz çok kötü olur.
Hz.Peygamber -asv- Bizi Davet Ediyor


O halde, kendimizi buna göre ayarlayalım ve ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in davetinden geri kalmayalım. ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, cennet-i alayı bize çok hoş bir sofra olarak hazırlamış ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i de ümmetine davetçi olarak göndermiştir.

Cabir -radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

“Hz. Peygamber uyurken, bir grup melek geldi. Meleklerden biri:

“Biz bir konuyu ümmetine bildirmesi için geldik, fakat uyuyor.” dedi. Diğer melek:

“Onun gözü kapalıdır, ama kalbi uyanıktır” dedi. Bunlar böyle konuşurken, diğer bir melek:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ın meselesi, bir adamın meselesi gibidir. Adam bina yapıyor ve o binanın içine sofra hazırlatıyor. Ve insanları bu sofraya davet ediyor. Kim buna icabet ederse, o sofradan nasiplenir. Kim de buna icabet etmezse, o sofradan mahrum kalır.

Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e bu meseleyi iyice izah edelim. O da kendi ümmetine anlatsın. İşte bu evi yapan, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâldir. Buradaki sofra cennet, elçi de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemdir’ diye açıklama yaptı.”

İşte, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, cenneti yaratmış ve içindeki nimetleri, mümin kullarına hoş bir sofra olarak hazırlamıştır. Kullarını bu sofraya davet etmek için de, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi elçi olarak göndermiştir. Biz de davete icabet edersek, yani Hz. Peygamber sllallahu aleyhi vesellemin bildirdiği emir ve yasaklara uyarsak, ALLAH (C.C.)-u Zülcelal'in sofrasına girip nimetlerinden istifade ederiz.

Eğer bu davete icabet etmezsek, yani ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in emir ve yasaklarına uymayıp, kulak asmazsak, bu cennet nimetlerinden mahrum kalacağız. Birkaç günlük dünyanın keyfi için, ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl'in cemalini ve cennet-i ala'yı terk etmek ise çok yanlış bir şeydir.
Cennette Neler Olacak?


İmam-ı Ali radiyellahu anh şöyle anlatıyor:

“Cennetlikler cennete girdikten sonra ALLAH (C.C.)-u Zülcelal, meleklerine:

“Dostlarıma yemek verin.” buyurur.

Bunun üzerine, oraya türlü türlü yiyecekler getirilir. Cennetlikler, bu yiyeceklerin her lokmasında farklı bir lezzet bulurlar. Yemekler bitince, ALLAH (C.C.)'u Zülcelal:

“Kullarıma içecek sunun” buyurur. Bunun üzerine ortaya türlü türlü içecekler getirilir. Cennetlikler bu içeceklerin her yudumunda, diğerlerinde bulunmayan bir lezzet bulurlar.

İçecekler bitince ALLAH (C.C.)-u Zülcelal:

“Ben sizin Rabb'inizim, size verdiğim sözü gerçekleştirdim. Şimdi canınız ne diliyorsa, isteyiniz de vereyim” der. Cennetlikler iki veya üç kere:

“Ey Rabb'imiz, biz senin rızanı istiyoruz derler. Bunun üzerine ALLAH (C.C.)-u Zülcelal kendilerine şöyle buyurur:

“Ben sizden razıyım. Üstelik bugün, tarafımdan size bundan daha fazlası bağışlanacaktır.

Ardından perde kalkar, cennetlikler ALLAH (C.C.)'ın -celle celaluhu- cemalini görürler. Cennetlikler ALLAH (C.C.)'ın cemalini görünce, derhal secdeye kapanırlar ve ALLAH (C.C.)'ın -celle celaluhu- dilediği sürece secdede kalırlar. Arkasından ALLAH (C.C.)-u Zülcelal kendilerine:

“Kaldırın başlarınızı, burası ibadet etme yeri değildir.” buyurur. Cennetlikler ALLAH (C.C.)'ı görünce, oranın tüm nimetlerini unutuverirler, onlara diğer bütün nimetlerden daha tatlı gelir.

İşte, bu güzel nimetler bizi bekleyip dururken, dünyalık zevklerin peşinde koşup durmak çok büyük bir hatadır.

ALLAH (C.C.)-u Zülcelâl, günahlardan muhafaza ederek rızasını kazandıracak Salih ameller işlemeyi hepimize nasip etsin.

İnşallahu teâlâ...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MANEVİ SOFRAYA DAVET
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahi-Aşk MekaNı :: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» Islami KonulaR«(·´¯`·.·÷× ﷲ :: Dini KonulaR ve Dini Vaazlar-
Buraya geçin: